Acaba Türk milleti kadar dünya üzerinde kendisine yalan söylenen bir
başka millet var mıdır? Gün geçmiyor ki, bu millete onlarca yalan
yüzlerce defa söylenmesin… Türk millî kimliğine yapılan her saldırı,
mutlaka bir yalana dayanıyor. En önemli makamlardan, en önemli
gazetelerden, en önemli televizyonlardan, en önemli yazarlardan, en
önemli kürsülerden duyuyoruz bunları üstelik. Bilen birileri de çıkıp,
cevap vermiyor işin garibi. Ne yazıyorlar, ne çiziyorlar ve ne de
söylüyorlar… Düşünün ki, bu ülkenin 150'ye yakın üniversitesi var ve bu
üniversitelerde görevli binlerce, belki on binlerce bilim insanı var ama
gelin görün ki -görece de olsa- yine yalanlar kazanıyor.
[1]
Türk milleti yaklaşık 170 yıldır ve Türk millî devleti kuruluşundan
beri, yalanlar üzerine inşa edilen bir Kürtçülük meselesiyle meşgul
ediliyor. "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" diyen bir milletin
mensubu olarak bizler, yalanlar üzerine inşa edilen bir meselenin 170
yıl sürmesini ve gün geçtikçe de halledilemez bir boyut kazanmasını
anlamakta elbette zorluk çekiyoruz. Ama unutmamak gerekir ki, deşifre
edilen her yalandan sonra, sistemli şekilde bir başkası piyasaya
sürülüyor. Üstelik bu "yalan rüzgârı" 170 yıldır maddi-manevi her türlü
imkânla destekleniyor ve ne acı ki, yalanlara maruz kalanlar, gerçeği
ortaya çıkarmak için gerekli çabayı göstermiyor.
Kürtçülerin ve onların pirleri sayılan yabancı devlet görevlisi
araştırmacıların yüzlerce yalanı var. Bunları saymakla bitirmek mümkün
değil. Hele münferit çalışmalarla, hiç mümkün değil. Ama son günlerde
Kürtçü çevrelerden şu yalanı çok daha sık duymaya başladık: "Biz
Kürtler, bin yıllardır buradayız. Siz Türkler geldiğinizde de biz
buradaydık. Anadolu'daydık. Burası bizim yurdumuz." Hatta daha ileri
giderek Anadolu'yu 11 bin yıllık Kürt yurdu ilan edecek kadar
pervasızlaşanlar da yok değil.
[2] "Taşları bağlayıp, köpekleri serbest bırakmak", böyle bir şey olsa gerek…
Tarihi kaynaklara baktığımızda, Kürtçülerin bütün iddiaları gibi
bunun da temelsiz olduğu anlaşılmaktadır. Tarihi kaynaklar, ittifak
halinde Kürtlerin Ortadoğu'da ilk görüldüğü bölgenin genel olarak
Musul-Urumiye hattı olduğunu göstermektedir.
[3]
Yine aynı kaynaklardan, Anadolu'nun güneydoğu kesimlerine önce Müslüman
Araplarla gelen Kürtlerin, Oğuz Türkleri ile Doğu Anadolu'ya da
yayıldıkları anlaşılmaktadır. Türkler, Kürtler ve Araplar, güney-doğudan
Anadolu'ya girdiklerinde bu topraklarda Süryaniler, Ermeniler, Rumlar
ve kısmen de Yahudiler yaşıyordu.
[4]
Urfa ise bu etnik yapıyı anlamada ilginç bir örnek olarak karşımıza
çıkmaktadır: Urfalı Mateos'un aktardığına göre, 1031 yılında Urfa'nın
Kürtlerin eline kısa bir süreliğine geçmesi üzerine,
[5]
Urfa emirinin karısı "Kürdler gelip Arapların baba yurdu olan şehri
zaptettiler ve kocam emir Udair'i öldürdüler" diye feryat ediyordu.
[6]
Alp Arslan'ın Suriye seferi sırasında (1070), Urfa'da 20 bin Süryani, 8
bin Ermeni, 6 bin Rum ve Frenk askeri olmak üzere toplam 34 bin kişi
yaşıyordu.
[7] Hatta kaynaklardan Kürtlerin geçmişten beri kesif şekilde yaşadıkları anlaşılan ve Irak'ta bulunan tarihi Şehrizûr
[8] şehrinde bile, önce Keldanilerin meskûn olduğunu, Sasaniler zamanında ise Arapların geldiğini biliyoruz.
[9] Şehrizûr'da Kürt varlığına, ancak 9. yüzyılda şahit oluyoruz.
[10]
Şimdi bu bilgileri bilmez, toplumun geneline yaymazsak, kimi Kürtçü
yazarların, Şanlıurfa'nın il sınırları içerisinde bulunanbir höyüğü
"Kürt" ilan etmesini
[11]
ve bunun gibi yüzlerce gülünçlüğü nasıl deşifre edecek ve Kürt
çocuklarının temiz dimağlarını bu tür yalanlardan nasıl koruyacağız?
Özetle, bu yalanların önüne geçmek ve gerçekleri ortaya çıkarmak için
Kürtlerle ilgili bütün ana kaynaklara ulaşmak, tabir yerinde ise
bunları didik didik etmek gerekiyor.
Kürtlerle ilgili ilk kaynaklar, Arap-İslâm akınları sırasında Fars ve
Arap müelliflerin yazmış olduğu eserlerdir. Öncesinde (Türk tarihi
içersinde Kürt isimli topluluklarla ilgili kayıtları saymazsak) tek
satır bile yoktur. Rus müellifler bu durum için "7. yüzyıldan önceki
Kürt tarihinin bütün katmanları karanlığa gömülmüştür"
[12]
deseler de, (ki doğrusu 9. yüzyıl olmalı) neden bu tarihin karanlığa
gömüldüğünü ve neden Kürtlerin Kavimler Göçü'nün hemen ardından Orta
Doğu'da
"birdenbire" ortaya çıktığını izah edemezler.
Ne var ki, 7. yüzyıldan sonraki tarihi de tahrif etmekten geri
durmazlar. Hatta temel kaynakların dili konusunda bile yaparlar bu
tahrifatları. Rus tarihçilere bakarsak, Kürtlerle ilgili "Temel
kaynaklar, Arap ve Pers dillerinde (Kürt dilinde çok azdır)
yazılmıştır."
[13]
Temel kaynakların Arapça ve Farsça yazıldığını zaten biliyoruz da,
hangi temel kaynak Kürtçe ile yazılmıştır, doğrusu bunun cevabı şimdiye
kadar bulunmuş değildir. Hani, ilk Kürtçe metinlerin Evliya Çelebi
tarafından kaydedildiğini ve ilk Kurmançça eserin Ahmed Hani tarafından
yazıldığını
[14]
bilmesek, Kürtçe ile yazılan ana kaynakların da olduğuna inanmak
durumunda kalacağız. Allah'tan ki, işin aslını biliyoruz da, yemiyoruz
bu palavraları…
Şimdi Kürtlerle ilgili kıymetli bilgiler veren temel kaynaklardan bazılarına kronolojiye uygun olarak bakalım:
[15]
847, 'Ubayd-u'llah bn Xurdâdbeh (öl. 913), Kitâb al-masâlik va'l mamâlik[16]
891, Ahmad bn al-Vazih al-Ya'qubî (öl. 905), Kitâb-u'l-buldân[17]
892, Ahmad bn Yahya al-Balâzirî, (öl. 897), Futûh al-buldân[18]
919, Abû İshaq İbrâhîm bn Muhammad al-Fârisî al-İstaxrî (öl. ?), Kitâb-u'l-masâlik va'l mamâlik
920, Abû 'Alî Ahmad bn 'Umar İbn Rusta(öl. ?), Al-A'lâq-u'l-nafisa
932 öl., Muhammad bn Carir al-Tabarî (öl. 932), Ebu Cafer el-Taberî, Târîx-u'lu-mam va'l-mulûk[19]
957 öl., 'Ali bn Husayn al-Mas'udî (öl. 957), Muruc-u'-zahab va ma'âdin-u 'l-cavâhir[20]
957 öl., 'Ali bn Husayn al-Mas'udî (öl. 957), Ebul Hasan el-Mesûdî, Kitâb al-tanbîh va'l-işrâf
976, Abü'l-Qâsim İbn Havkal (öl. ????), Kitâb-u'l masâlik va'l mamâlik
985, Muhammad bn Ahmad al-Muqaddasi, (öl. ????), Ahsan-u'l-taqâsim fi ma'rifat-i'l-aqalim
1010, Firdevsi, Şehnâme[21]
1029 öl., Abû Alî Ahmad İbn-u Miskivayh, (öl. 1029), Tacârib-u'l-umam va ta âqub-u'l-himam
1036 öl., Abû Nasr Muhammad bn Abd-i'l-Cabbâr al 'Utbî (öl.1036), Târix-u'l-yamînî
1176, Ahmad bn Yûsuf bn 'Alî bn al-Azraq al-Fâriki (öl. 1176), Tarix-i mayyafariqin
1088 öl., Nâsir-ı Xusrev, Sefername[22]
1107, İbn-el Belhi (öl. ?), Farsname[23]
1185, İbn Cubeyr (öl. ?), Seyahatnâme[24]
1229 öl., Yâkût al-Hamavî (öl. 1229), Mu'cam-u'l-buldân
1231, 'İzz-u al-dîn İbn-u'l-Asîr, (öl. ?), Al-Târix-u'l-kâmil
1274, Ahmad bn Xallikan (öl. 1282), Vafiyât-u'l-a'yân
1318 öl., Reşideddin Fazlullah Hemedanî, Cami et-Tevarih
1331 öl., Malik-u'l-Muayyad 'İmâd-u'l-din İsma'il Ab-û'l-Fida, Kitâb-u'l-muxtasar fi axbâr-i'l-başar
1349 öl., Şihab-u'i-din İbn Fazîl-i 'hah al-Umari (öl. 1349), Masâlik-u'l-abşâr va mamâlik-u'l-amsar
1350 öl., Hamd-u'llah al-Mustavfi al-Qazvinî (öl. 1350), Nuzhat u'l-qulüb
1402, Nizâm-u'id-din Şâmî (öl. ?), Zafernâme[25]
1405 öl., İbn Haldun (öl. 1405), Mukaddime[26]
1471, Qazi Abu Bakr al-Tahrânî al-İsfahanî (öl. ????), Kitâb-u diyâribekriya[27]
1454 öl., Şaraf-u'd-dîn 'Ali Yezdî (öl. 1454), Zafernâme
1483 öl., Kemalleddin Abdurrezzak Semerkandî, Matla'as-Sa'adayn vel Mecma'el-Barahyn
1520 öl., İdris-i Bitlisi (öl. 1520), Selim Şah-nâme[28]
1596, Şaraf Xan bn Şams-u'd-din Bitlisî (öl. ?), Şarafnâme[29]
Görüldüğü üzere Kürtlere ait ana kaynakların çok önemli bir kısmı
Türkçeye hâlâ tercüme edilmemiştir. Oysa bu eserler, yabancı
araştırmacılar tarafından adeta didik didik edilmiş, istedikleri her
şekilde yorumlanmıştır. Türkçeye çevrilen eserlerden anladığımız
kadarıyla, yabancı araştırmacılar bu kaynaklardaki bilgileri çarpıtarak
yorumlamış ve Kürtleri, Türklük çatısından kopararak ayrı bir ulus
yaratmanın argümanı olarak kullanmışlardır. Üstelik bunlar Türk
tarihinin de ana kaynakları arasında yer almaktadır…
Kürtçülüğün ideolojik manada mağlup edilmesi için öncelikle bu
eserler ve Kürtler hakkında parça-parça bilgi bulunan kaynaklar
ivedilikle Türkçeye kazandırılmalıdır. Çünkü bu eserleri inceleyen
yabancı ve Kürtçü araştırmacılar, bu eserlerdeki kimi gerçekleri
saklayarak yahut teğet geçerek yalandan bir Kürt tarihi inşa
etmişlerdir. Türk bilim insanlarından bu eserleri inceleyip, kimi
gerçekleri ortaya koyanlar da vardır şüphesiz. Ama bunlar oldukça azdır
ve bu konularda verilen ürün sayısı son derece yetersizdir. Özelde Kürt
kökenli yurttaşlarımıza ve diğer ülkelerdeki Kürt etnik kökenli
insanlara, genelde ise bütün Türk milletine gerçekleri göstermek bugünkü
Türk aydınının ve akademisyenlerinin namus borcudur. Türk bilim
insanları en kısa sürede, bu eserleri Türkçeye çevirmeli ve inceleyerek,
Kürtlerin etnik kökenlerini ve yayılma seyirlerini bilimsel şekilde
ortaya koymalıdırlar. Aksi takdirde her Allah'ın günü, onlarca yalanı
binlerce kez duymaya devam edeceğiz. Daha da kötüsü, Türkiye'nin ve Türk
milletinin birliğine yönelik gün geçtikçe güçlenen etnik-ırkçı
hareketlerin önünü almak zorlaşacaktır.
[1] Elbette burada sorumluluk sahibi ve çalışkan çok değerli bilim insanlarımızı bu sözlerden tenzih ederiz.
[2] Cemşit Bender, Kürt Tarihi ve Uygarlığı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000, s. 15 vd.
[3]
Bir örnek için bkz.: El-Belâzurî, Fütûhu'l-Büldân, Çev: Mustafa Fayda,
Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2002, Kürtlerle ilgili bölümler ve
Anadolu şehirlerinin anlatıldığı kısımlar.
[4] Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul, 1973, s. 231
[5]
Kürtlerin eline geçici bir süre geçen Urfa şehri, daha sonra
Bizanslılara teslim edilmiştir. Şiddetli direniş karşısında Kürtler,
Urfa'yı terk etmek zorunda kalmıştır.
[6]
Olayların tafsilatı için bkz.: Urfalı Mateos, Vakayi-Nâme (Papaz
Grigor'un Zeyl'i ile), Çeviren: Hrant D. Andreasyan, TTK Yayınları,
Ankara 1987, s. 53-54
[7] Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul, 1973, s. 232
[8] Şehrezûr/Şehrizor: Yeri
kesin olarak tespit edilememekle birlikte Musul'a yakın olduğu bilinen
tarihi şehirdir. Osmanlı döneminde önce Bağdat'a, daha sonra Musul'a
bağlı bir sancaktı. Detaylar için bkz.: Tahir Sezen, Osmanlı Yer Adlar,
s. 480
[9] V. Minorsky, "
Şehrizûr", İA
[10] El-Belâzurî, Fütûhu'l-Büldân, s. 480
[11] Cemşit Bender, Kürt Tarihi ve Uygarlığı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000, s. 15 vd.
[12]
M. S. Lazarev (Ed.)-Ş. X. Mıhoyan (Ed.), Kürdistan Tarihi, Çeviren:
İbrahim Kale, Avesta Yayınları, İstanbul, 2007, s. 27; Her ne kadar
çeviride "MÖ 7. yüzyıl" denilse de, (s. 27) metinden ve zaten
bilgilerimizden bir dizgi yanlışı olduğu anlaşılmaktadır. Yazarın özgün
ifadesi "MS 7. yüzyıl" olmalıdır. Kaldı ki, bu da doğru bir ifade
değildir, Doğrusu 9. yüzyıldır.
[13] M. S. Lazarev(Ed.)-Ş. X. Mıhoyan(Ed.), Kürdistan Tarihi, Çeviren: İbrahim Kale, Avesta Yayınları, İstanbul, 2007, s. 27-28
[14]
Detaylar için bkz.: Ali Rıza Özdemir, Kart-Kurt Sesleri Arasında
Kaybolan Gerçek: Kürtler ve Türklük, Kripto Yayınları, Ankara, 2010, s.
vd.
[15]
Kaynakların özgün transkripsiyonları için bkz.: Ord. Prof. Dr. A. Zeki
Velidî Togan, Tarihte Usûl, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1981, s. 179 vd.
Kalın yazılanlar ve dipnotlarda açıklaması verilen eserler, tespit
edebildiğimiz kadarıyla Türkçeye çevrilmiş olan ve Türk araştırmacıların
dolaysız olarak yararlanabileceği kaynaklardır.
[16] İbn Hurdazbih, Yollar ve Ülkeler Kitabı, Çev.: Murat Ağarı, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2008
[17] Ya'kubî, Ülkeler Kitabı, Çev.: Murat Ağarı, Ayışığı Kitapları, İstanbul, 2002
[18] El-Belâzurî, Fütûhu'l-Büldân, Çev: Mustafa Fayda, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002; (Tam metin)
[19] Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi,
Çeviri: Zâkir Kadiri Ugan -Ahmet Temir, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Yayınları; İstanbul, 1992 (Tam metin, 5 kitap)
[20]
Mesûdî, Murûc ez- Zeheb (Altın Bozkırlar), Çeviren: D. Ahsen Batur,
Selenge Yayınları, İstanbul 2004; (Sadece Türkler ve komşu halklarla
ilgili kısımlar)
[21] Firdevsi, Şehnâme, Çeviren: Necati Lugal, MEB Yayınları, İstanbul, 1992 (Tam metin,4 kitap)
[22] Nasır-ı Hüsrev, Sefername, Çeviren: Abdülvehap Tarzi, MEB Yayınları, Ankara, 1950; (Tam metin)
[23]
"İbnu'l-Belhî, Farsname", Çeviren: Prof. Dr. Abdulhalik Bakır, Ortaçağ
Tarih ve Medeniyetine Dair Çeviriler, kendi yayını, Ankara, 2008; (Tam
metin)
[24] İbni Cübeyr, Endülüs'ten Kutsal Topraklara-Seyahatname, Çeviren: İsmail Güler, Selenge Yayınları, İstanbul, 2004 (Tam metin)
[25] Nizamüddin Şâmi, Zafernâme, Çeviren: Necati Lugal, TTK Yayınları, Ankara, 1987; (Tam metin)
[26] İbn-i Haldun, Mukaddime, Çeviren: Halil Kendir, Yeni Şafak Yayınları, İstanbul 2004; (Tam metin)
[27] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, Çeviren: Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2001; (Tam metin)
[28] İdrîs-i Bidlîsî, Selim Şah-nâme, Haz.: Hicabi Kırlangıç, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2001; (Tam metin)
[29] Şeref Han, Şerefname; Kürd Tarihi, Çeviren: M. Emin Bozarslan, Deng Yayınları, İstanbul, 1998; (Tam metin)