Irkçılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Irkçılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2015 Pazartesi



Gökalp, “millet nedir?” sorusuna cevap verirken bu kelimenin anlam alanına giren “ırk, kavim, ümmet, halk, devlet” gibi kavramların eleştirisinden yola çıkar ve milletin ırkî bir birlik olmadığını, kültürel bir birliğe dayanan bir terbiye yani eğitim sonunda oluşan bir birlik olduğunu ispatlar:(1) 

 Gökalp’a göre ırk (race) kavramı zooloji bilim dalına ait biyolojik bir terimdir ve anatomik tipleri gösterir. At nevinde Arap ırkı, Macar ırkı, İngiliz ırkı gibi. Daha sonra bu kelime insanların anatomik tiplerini göstermek için kullanılmış ve buradan İnsanbilim doğmuştur. İnsan bilim, başlangıç çalışmalarında Avrupa’da üç tip insan keşfetmiştir; ancak tek bir tipten oluşmuş bir toplum bulup gösterememiştir. Bir kavmin içinde hatta bir ailenin içinde bu üç tipin örnekleri tespit edilmiştir. Bundan dolayı sosyal bir toplum olan milletin İnsanbilimsel bir tip olan ırk ile zorunlu bir ilişkisi yoktur. 

 Kavim (ethne) kelimesi, ırk kelimesiyle karıştırılmamalıdır: Kavim, dilde ve geleneklerde ortak olan bir toplum demektir. Arap kavmi, Türk Kavmi, Alman Kavmi gibi. Dil yönünden birbirine akraba olan kavimler kümesine ırk değil, kavimsel aile demek gerekir. Meselâ Ural-Altay topluluğu bir kavimsel ailedir. 

 Gökalp’e göre, Ümmet kelimesi, kullanılışı göz önüne alındığında église karşılığıdır. Sosyologlar, hukuku olan ve uluslararası bir dine mensup bulunan fertler topluluğuna église diyorlar. Biz bu anlamda “ümmet” kelimesini kullanabiliriz: Muhammet ümmeti, İsa ümmeti, Musa ümmeti gibi. Kavimler, yakınlık ilişkisiyle daha büyük zümreler halinde birleştikleri gibi, ümmetler de daha büyük bir zümreye dahil olabilirler. Meselâ İslâm, Hıristiyan ve Musevî ümmetleri Kur’an terminolojisine göre İbrahimî dinler zümresine dahildir.  

Halk (peuple) kelimesi bazen kavim anlamında, bazen bir devletin tebası anlamında, bazen de millet anlamında kullanılmaktadır. Bu kelimeyi ilmî kavram  olarak seçkinler dışında kalan millet fertlerini ifade etemek için kullanmak daha uygun olur. 

1 Ziya Gökalp, Makaleler VIII, “Millet Nedir?”, Ankara,1981, s.151.

“Devlet” kendisine ait bir hükümete, toprağa ve nüfusa sahip olan zümre demektir. Devletler, kavmî “ethnique”, sultanî “impériale” ve millî “nationnal” olarak üçe ayrılabilir. Günümüzde bütün devletler millî devlet olma yolundadır. Millet, ümmet yahut saltanat içinde uzun müddet bulunmanın tesiriyle kişiliğini kaybeden bir toplumun tekrar kişiliğini bulmasıyla ortaya çıkan bir kavim demektir. 

 Kavimler, kavmî bir dine, kavmî bir devlete, kavmî bir medeniyete ulaşınca varacakları en üst noktaya varmış sayılırlar. Fakat birçok kavim, coğrafî ve sosyolojik sebeplerle bu üç şeye aynı zamanda sahip olamazlar. Kavimler, din, devlet ve medeniyet alanları ile çok çeşitli ilişkiler içinde bulunabilir. Bu alanlardan birisi yahut birkaçı içinde yok olabilirler. Bir kavmin şahsiyetini kaybetmesine ziya’-ı millet yani milliyetin kaybedilmesi denir. Bununla birlikte, birçok kavim kişiliğini ve dillerini kaybettikten sonra, tekrar dirilmişlerdir. Bu dirilme, dilin tekrar canlanmasıyla başlamıştır. Meselâ Anadolu Selçukîlerinin divan dili Farisi iken Karamanlı Mehmet Bey’in emriyle Türkçe’ye dönülmüştür. Macaristan’da Macar dili yazılmıyordu. Bütün dinî ve resmî işlemler Latin dili ile yapılıyordu. Latince 1849 tarihine kadar Macaristan’da kullanılmıştı. Bu tarihten sonra ise Macar dili kullanılmıştır. Millî dillerin tekrar kazanılması, saltanatların ve ümmet dinlerinin çözülmesiyle başlamıştır. Almanya’da millî dilin yazılması Luther’in reform hareketiyle başlamıştı. İrlanda’nın, Çehistan’ın , Ukranya’nın millî dillerini diriltmesi İngiliz, Avusturya ve Rusya saltanatlarının çözülmesi sonucudur. Osmanlı saltanatının çözülmesiyle millî dillerini kullanan birçok millet ortaya çıkmıştır.
 

Bazen kaybolmuş bir milliyetin tekrar doğması, kavmin ortak bir medeniyetin tesirine karşı durmasıyla
gerçekleşir: Alman milliyeti, Fransız medeniyetinin ve edebiyatının tesirlerinden kurtulmak düşüncesiyle ortaya
çıkmıştır. Bir milletin doğması, dinin milî dilde yazılması ve millî surette yaşanılması, siyasî bağımsızlığın kazanılması, kültürün (hars) ortak medeniyet içinde bağımsız bir şekilde kurulması demektir.
 

Kavimler için ümmet, saltanat ve müşterek medeniyet merhaleleri, onların gelişim devrelerini oluşturur. Millet oluşmaya başlayınca artık sultanî devletle uyuşamadığı gibi ümmet teşkilâtıyla ve müşterek medeniyetle de örtüşemez. Bundan dolayı devletin millet aşamasında parlamenter olması, dine karşı yasamada bağımsız bulunması ve demokrasiye yönelmesi gerekir. 

 Milletin kavimden farkı, kavmin daha tekelci olmasıdır. Kavim, dini kendine ait sayar, insaniyeti kendisinden ibaret görür. Bundan dolayı ümmet şekli, kavim şeklinden daha insanîdir. Diğer taraftan ümmet de çağdaş medeniyete oranla tekelcidir. Bundan dolayı milletler, ümmetin değil çağdaş medeniyetin oluşturucu parçalarıdır. Çağdaş bir millet olmak için dinin millî lisanla anlatılması ve çağdaş medeniyetin içinde bir Türk kültürünün kurulması zorunludur.


Medeniyet, müsbet ilimler, metot, teknoloji gibi milletler arasında ortak olan zihniyetlerin
tamamıdır. Millî kültür (hars), milletin diliyle beraber, dinî, ahlâkî, estetik duygularının tamamıdır. Gökalp’e göre
milletler, medeniyet itibariyle bütünlüğe doğru gitmektedir, fakat hars itibariyle biribirinden
uzaklaşmaktadır. O halde uluslar arası olmayı medeniyette, milliyeti ise kültürde (hars) aramak gerekir.(2)
 
Gökalp, Millet Nedir? başlıklı makalesinde millet kavramını tanımlamıştır.(3)Gökalp’e göre millet, zorunlu
olarak coğrafyaya bağlı bir topluluk değildir. Meselâ “İran” dediğimiz zaman bu ülkede yalnız İran milletinin
bulunduğunu sanmamalıdır. Orada İran kavminden başka kavimler de yaşamaktadır. O halde hiç kimse ait olduğu
ülkeye göre milliyetini tayin edemez. Millet, aynı şekilde, bir ırka ve bir kavme mensup olmak da (kavmiyet)
değildir. Toplumlar tarih öncesi zamanlarda bile örf ve kavim olarak saf bir halde değildi. Tarih boyunca göç ve
savaşlarla kavimler saflıklarını kaybetmişlerdir. Sosyal nitelikler, biyolojik kalıtımla yeni nesillere geçmez,
terbiye vasıtasıyla nesilden nesile aktarılır. Bundan dolayı ırk milliyeti belirleyemez. Bir imparatorluk
içinde ortak bir siyasî hayat yaşayan insanlar da bir millet teşkil etmez. Bundan dolayı Osmanlı tebaasına Osmanlı
milleti denmesi yanlış bir adlandırmaydı. Aynı şekilde millet, bir adamın kendisini keyfine göre ve yararını
düşünerek bağlı olduğunu düşündüğü bir topluluk da değildir. Görünüşte fert kendisini şu ya da bu topluma ait
saymakta hür zanneder. Aslında ferdin böyle bir hürriyeti yoktur. İnsanlardaki ruh duygularla fikirlerden oluşur,
ancak duygu hayatımız asıldır, fikirlerimiz ise ona aşılanmıştır. Bundan dolayı fikirlerin duygulara uyması
gerekir. Fikirleri duygularına uymayan bir insan ruhça hastadır. İnsanlar bir millete ancak hisleriyle bağlı olabilir.
Kısaca millet ne coğrafî, ne ırkî, ne siyasî ne de idarî bir topluluk değildir. Millet, dili ortak olan yani aynı
terbiyeyi almış fertlerden oluşan kültürel bir birliktir. Milliyette soy ağacı aranmaz, yalnız terbiye
aranır. Terbiye duygularımızı idare eder, duygularımız da aklımıza rağmen bizi idare eder. Bundan dolayı hangi milletin terbiyesini almışsak o millete ait oluruz. Fertler, hangi toplumun terbiyesini almışsa, onun ülküleri için çalışabilir. Gökalp’a göre milliyetçilik ve Türkçülük, bir millet halinde var olabilmenin terbiyesinden geçmektir.

Gökalp’ın Milliyetçilik ve Türkçülük anlayışı işte budur.  Ancak ne yazık ki Gökalp’ı izlediklerini söyleyenlerin de, Gökalp’a karşı olanların da bu fikirleri doğru olarak anladığı söylenemez: Gökalp, milliyetçiliği ve Türkçülüğü, bir kültür ve bir terbiye meselesi olarak ortaya koydu.

2 Ziya Gökalp, Makaleler VIII, Ankara,1981, s.159.
3 Ziya Gökalp, Millet Nedir?, Küçük Mecmua, sayı:28, 25.12.1923.
 
Millet olmak için, -bu acımasız dünya şartlarında, yer yüzünde var olabilmek için demektir- ortak bir kültüre
ve ortak bir terbiyeye ihtiyaç olduğunu gösterdi. Bu kültür ve terbiye birliğinin de ancak Türkçe etrafında
olabileceğini gördü. Onun rüyası buydu.

6 Kasım 2014 Perşembe

TÜRKLER HAKKINDA IRKÇI ALMAN FIKRALARI
Racist German Jokes about Turks

Muhammet KOÇAK*

Gazi Türkiyat, Güz 2012/11: 93-99

Özet: Bu araştırmada Almanya’da yaşayan Türkler ile ilgili yazılmış olan ırkçı ve aşağılayıcı
söylemler içeren fıkralar ele alınmıştır. Fıkra ve ırkçılık kavramları tanıtıldıktan sonra fıkralarla
ilgili Alman internet sitelerinde yer alan bazı “Türk Fıkraları” Türkçeye çevrilerek aktarılmıştır.
Diğer milletlerin aksine özellikle Türkler ile ilgili olan fıkraların Türkleri aşağılayan, hırsız,
bakımsız ve pis olarak gösteren unsurlar barındırdığı tespit edilmiştir. Asıl amacı eğlendirmek ve
düşündürmek olan fıkraların ırkçılığa alet edildiği ve bunun hoş görülecek bir yanının olmadığı
sonucuna varılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Irkçılık, Yabancı Düşmanlığı, Fıkra, Türklerle İlgili Alman Fıkraları
Abstract: In this research, jokes including racism and insulting expressions that were written about
the Turks in Germany are examined. After introducing the terms of joke and racism, some ‘Turkish
jokes’ in the German websites about jokes are reported by translating them into Turkish. It was
ascertained that the jokes about Turkish people, on the contrary to other nations, involve elements
insulting Turkish people and showing them as thieves, neglected and dirtied people. It was
concluded the jokes, the original purpose of which is to entertain and make people think, are racially
abused and there is nothing enjoyable about this.
Key words: Racism, Ethnocentrism, Jokes, German jokes about Turks

Giriş
Milliyetçilik ve ulusalcılık gibi kavramlarla sıkça karıştırılan ırkçılığın temeli,
binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Kendinden başka ırklara yaşam hakkı
tanımayan ırkçılığın dünyaya yaşattığı olumsuzluklara şöyle bir göz atacak olursak,
insanlık açısından unutulmaz vahşet ve dramlara neden olduğunu görürüz. Cevizci
(2000: 471), ırkçılığı “Bir halkın, bir grup insanın diğer halk ya da insanlardan farklı
olmakla kalmayıp, aynı zamanda diğerlerinden fiziksel, entelektüel ya da ahlaki bakımdan
daha iyi, daha güçlü, daha yüksek ya da daha yaratıcı olduğunu, bu üstünlüğün atalardan
miras alınmış olan biyolojik farklılıklardan kaynaklandığını savunan anlayış” olarak
tanımlamıştır. Tarihsel süreç içerisinde ırkçılık nedeniyle birçok devlet birbirine
düşman olmuş ve sayısız savaşlar yaşanmıştır. Bunların neticesi ise her zaman kan
ve gözyaşı olmuştur.

* Dr., Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, muhammetkocak@gazi.edu.tr
94 | Muh amme t Ko ç a k / Ga z i Tür k i y a t , Güz 2 0 1 2 / 1 1 : 9 3 - 9 9


Yaklaşık 35 milyon insanın yaşamını kaybettiği ve 20 milyon insanın sakat
kaldığı II. Dünya Savaşı’nın başlama nedeni de ırkçılık ideolojisinin zirveye ulaştığı
Hitler Almanya’sının bitmez tükenmez ihtiraslarından ibarettir.
Adı geçen savaş neticesinde yerle bir olan Almanya, yeniden yapılanma ve
kalkınma hamlesini gerçekleştirmek üzere ihtiyaç duyduğu iş gücünü büyük oranda
Türklerle gidermiştir. Bu süreçte Türklerin Almanya’ya yolculukları başlamış ve
başlangıçta birçoğunun geçici olarak planladığı bu ikamet günümüzde kalıcı bir hâl
almıştır.
Türklerin Almanya’da çoğalmaları ve nüfuslarının neredeyse 4 milyona ulaşması
Türk düşmanlığını körüklemekte ve Almanlarda ırkçılık ideolojisini
canlandırmaktadır. Bu düşmanlık hakaretlere, darplara ve hatta kundaklamalara
neden olmaktadır.
Bunun yanı sıra edebî bir tür olan fıkralarda da Türk düşmanlığına rastlanması,
fıkraları konu alan çeşitli Alman internet sitelerinde “Türk Fıkraları” adı altında özel
bölümlerin açılmış olması ve ırkçı olarak tabir edebileceğimiz bu fıkraların
hakaretler, aşağılamalar ve müstehcenlikler içermesi gözden kaçmaması ve
araştırılması gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu tespitlerden yola çıkarak çalışmamızda ırkçılık ve fıkra kavramları Türk ve
Alman literatürünün ışığında tanıtıldıktan sonra Türklerle ilgili yazılan ırkçı fıkralar
analiz edilecek ve bu fıkralarla ilgili yorumlara yer verilecektir.

Fıkra ve Irkçılık Kavramları


Felsefi özelliklerin yanı sıra psikolojik unsurlar da içeren ve güldürmece olarak
da adlandırılan fıkranın Türk ve Alman kaynaklarındaki tanımlarına bakıldığında;
Alman dilinde “Witz” olarak adlandırılan fıkraların “Yetenek, hazırcevaplık ve eğlence
içerikli düşünceler” (Wahrig 1997: 1374) olarak tanımlandığını ve Türk dilinde ise
“Kısa ve özlü anlatımı olan, nükteli, güldürücü hikâyecik” (TDK Türkçe Sözlük 1992: 498)
olarak yer aldığını görmekteyiz. Her iki tanıma da bakıldığında, “fıkraların” zekâ
unsuru olduğu ve asıl amacının insanları güldürme ve eğlendirme olduğu; ayrıca
düşündürmeye yöneltme gibi bir amaç taşıdığını da görmekteyiz.
Yapılan araştırmada ise fıkra içerikli internet sitelerinde “Türk Fıkraları” adı
altında özel bölümlerin açıldığı ve bu bölümlerde yer alan fıkraların eğlence ve
güldürüden uzak, ırkçı ve aşağılayıcı mesajlar barındırdıkları göze çarpmaktadır.
“Kendi ırkını diğer ırklardan üstün görerek onlar üzerinde hegemonya kurmayı
meşru sayıp bu uğurda mücadeleyi öngören ideoloji.” (Demir ve Acar 1998: 134)
olarak tanımlanan “ırkçılık” kavramının bu eğlence türüne alet edildiği ve bu
duruma da açık bir tepki gösterilmemesi dikkat çekmektedir. Turan (1997: 70),
tepkisizliğin belli başlı nedenlerini de şöyle aktarmaktadır: “Anadolu insanı, tarihî ve
kültürel mirası nedeniyle, kendisi ırkçı olmamıştır. Kendisine karşı yapılan ırkçılığı da
anlayamamaktadır. Hiçbir ırkı aşağı görmediği için, kendisine ‘aşağılık mahlûk’ gözüyle
bakılmasını anlayamaması doğaldır. Irkçılık nedir? Nasıl tepki gösterecektir? Bilememektedir.
Kendisine karşı yapılan farklı muameleyi, karşı tarafın haksızlığı ve densizliği olarak
görmektedir.”
Turan’ın “aşağılık mahlûk” gözüyle bakılma tespitine örnek olarak incelenen
“Türk Fıkraları” birkaç başlık altında ele alınabilir. Bunlardan bazıları Almanya’da
yaşayan Türklerin dil bozuklukları, alışveriş gelenekleri vb. konular ile ilgili “kabul
edilebilir” fıkralar iken, özellikle Türkler hakkında cinsellik, sapkınlık içerikli,
Türkleri pis, tembel, hırsız olarak gösteren ve aşağılayan fıkralar ırkçılığın göstergesi
ve “kabul edilemez” niteliktedir.
Örneklerle “Türk Fıkraları”
Alman internet sitelerindeki “Türk Fıkraları” bölümlerinin incelenmesi
neticesinde ortaya çıkan ırkçı ve aşağılayıcı fıkralar şu şekilde sıralanabilir:
“İki Türk bir barda oturuyorlarmış. Biri diğerine der:
- Yakında tüm Almanya’yı ele geçireceğiz. Şimdiden 5 milyonu aştık lan!
Bu esnada yaşlıca bir bayan yaklaşır ve der:
- Bir zamanlar da 6 milyon Yahudi vardı.” (www.grocceni.com)
Tamamen ırkçı bir mesaj veren fıkradan da anlaşılacağı üzere Türklerin de
sonunun Hitler Almanya’sındaki Yahudilere benzeyebileceği belirtilmektedir.
Günümüzde Türkler aleyhine uydurulan ve anlatılan bu tür fıkraların Hitler
Almanya’sı döneminde Yahudiler için de yapılmış olması sadece bir tesadüften
ibaret değildir.
“Ezilmiş bir lağım faresi ile ezilmiş bir Türk arasındaki fark nedir?
– Lağım faresinin önünde fren izi vardır”. (www.witze-kiste.de)
“Ölü bir Türk ile ezilmiş bir tırtıl arasındaki fark nedir?
– Tırtıl yine de bir işe yarardı.” (www.ladyshirt.zweipage.de)
“Üç Türk bir arabada gidiyorlar. Araba duvara çarpıyor ve üçü de ölüyor.
Bunda üzücü olan nedir?
− Arabaya iki Türk daha sığabilirdi.” (www.philslaus.de)
96 | Muh amme t Ko ç a k / Ga z i Tür k i y a t , Güz 2 0 1 2 / 1 1 : 9 3 - 9 9
“Bir Türk kadını çöpü çıkarmak için ne kadar süreye ihtiyaç duyar?
− Dokuz ay.” (www.high-minded.us)
“İlk atom bombası nerede patladı?
− Tabii ki Türkiye’de. Pislik ta buraya kadar sıçradı.” (www.highminded.
us)
“Bir Türk pisliğe bastığı zaman ne der?
− Özür dilerim kardeşim.” (www.high-minded.us)
“Türkler niçin hiç gülmez?
− Sen Türk olsan güler miydin?” (www.ladyshirt.zweipage.de)
“Türkler niçin bu kadar saldırgandırlar?
− Sabahları aynaya baktıkları için.” (www.ladyshirt.zweipage.de)
Soru-cevaptan oluşan bu fıkralarda Türklerin bir lağım faresinden ve tırtıldan
bile değersiz oldukları, pislik oldukları ve göz kırpmadan öldürülmeleri gerektiği
mesajı verilmektedir.
Türkleri aşağılayan fıkralar;
“Bir Türk’ün üniversitede ne işi vardır?
− Temizlik yapar.” (www.ladyshirt.zweipage.de)
“Kravatlı bir Türk’e ne denir?
− Bir Big Mac lütfen!” (www.ladyshirt.zweipage.de)
Her iki fıkra da Türklerin eğitimli ve toplum içerinde saygı gören kişiler
olamayacağı, ancak temizlikçi veya kasiyer olabilecekleri vurgulanmak istenmiştir.
Türklerin pis ve bakımsız olduğuna vurgu yapan fıkralar;
“Güvercinler bir Türk’ün evinin üzerinde uçtuklarında neden hep daire çizerler?
− Bir kanatlarıyla sürekli burunlarını tuttukları için.” (www.grocceni.com)
“Çöp tenekesindeki Türk’e ne denir?
− Ev sahibi.” (www.witze.es)
“Trafik ışıkları önündeki bir çöp tenekesine ne denir?
− Türk diskoteği.” (www.witze.es)
“Bir Türk kafasını denize sokarsa ne olur?
− Çevre felaketi olur.” (www.witze.es)
“Bir Türk ile araba lastiği arasındaki fark nedir?
− Araba lastiği sadece yandığında pis kokar.” (www.ladyshirt.zweipage.de)
“Türkler neden kapüşonlu kazak giyerler?
− Taşıdıkları pire tasmasını gizlemek için.” (www.high-minded.us)
“Türkler ne zaman yetişkin olurlar?
− Bıyıkları annelerininkini geçtiği zaman.” (www.ladyshirt.zweipage.de)
“Niçin bütün Türklerin bıyığı vardır?
− Annelerine benzemek istedikleri için.”
“Türk kadınları neden başörtüsü takar?
− Türk erkeklerinden ayırt edilebilmek için.” (www.ladyshirt.zweipage.de)
Yukarıdaki fıkralardan da anlaşıldığı üzere Türkler çöplerde yaşayan, pis,
bakımsız, kokan ve kendilerinden tiksinti duyulan insanlar olarak lanse edilmek
istenmektedir.
Türklerin hırsız ve tembel olduğuna vurgu yapan fıkralar;
“Önünde bir bisikletle giden bir Türk’e neden çarpmamalısın?
− Çünkü o bisiklet seninki olabilir.” (www.witze1000.de)
“İyi ve kötü Türk arasındaki fark nedir?
− İyi Türkler yarı açık cezaevindedirler.” (www.ladyshirt.zweipage.de)
“Bir Türk İş ve İşçi Bulma Kurumu’nda ne yapar?
− Hırsızlık.” (www.ladyshirt.zweipage.de)
“Bir sperm ile Türk arasındaki ortak özellik nedir?
− İkisinden de sadece iki milyonda biri çalışır.”
(www.ladyshirt.zweipage.de)
Bu fıkralar vasıtası ile Türklerin hırsız, suça yatkın, çalışmayan, tembel insanlar
olduğu aktarılmak istenmektedir.


Sonuç
Almanya’da Türkler hakkında yazılmış olan ve ırkçı unsurlar içeren fıkraların
konu edildiği bu araştırmada öncelikle fıkra ve ırkçılık kavramları kısaca
tanıtılmıştır. Irkçılığın doğurduğu felaketlerden örnekler verilerek konunun
ciddiyetine vurgu yapılmak istenmiştir. Asıl amacı insanları düşündürmek ve
eğlendirmek olan fıkraların bu ırkçılık emellerine alet edildiği saptanmıştır.
Almanya’da fıkralarla ilgili olan birçok internet sitesinde Türklerle ilgili aşağılayıcı,
ırkçı ve sapık düşünceler içeren fıkraların Türkçe çevirilerine yer verilmek suretiyle
konuya dikkat çekilmek istenmiştir. Çok ağır ifade ve ithamlardan dolayı,
müstehcenlik içeren ve sapık düşünce unsuru olan fıkralara bu araştırmada yer
verilmemiştir.
Kimi internet sayfalarında bu tür fıkraların bir “kara mizah” ürünü olduğu ve bu
nedenle ciddiye alınmaması gerektiği konusunda uyarılar bulunsa da bu tür ırkçı
ifadelerin hoş görülecek bir yanının olamayacağı aşikârdır. Bu tür fıkraların yer
aldığı onlarca internet sitesine ise herhangi bir sansür uygulanmaması ise
dikkatlerden kaçmamaktadır.
Yapılan araştırma sonucunda ilgili internet sitelerinde diğer ırklarla, özellikle
Avrupalılar hakkındaki fıkralarda herhangi bir ırkçı söyleme rastlanmamıştır.
Genelde soru-cevap şeklinde oluşan kısa fıkralarla ise olduğundan çok daha farklı
bir Türkiye imajının çizilmek istendiği görülmektedir. “Türk ceza kanunundaki en
belirgin yenilik hangisidir?- Kadınlar bundan böyle büyük yerine küçük taşlarla
taşlanacaklar.” (www.witze-tempel.de) örneğinde olduğu gibi.
Bir fıkrada “Yahudilerle Türkler arasında ne fark vardır? – Yahudilerin geçmişi
Türklerin geleceğidir.” denilmektedir (bkz. Mora 2009: 104). I. Dünya Savaşından sonra
Tür k l e r Ha k k ın d a I r k ç ı Alma n F ı r k a l a r ı| 99
Yahudiler ile ilgili de bu tarz ırkçı ve aşağılayıcı fıkraların insanlar arasında
kullanıldıkları bilinmektedir. Bunun ne derece vahim sonuçlar doğurduğu ise
ortadadır.


KAYNAKÇA
CEVİZCİ, Ahmet, (2000), Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, Ankara.
DEMİR, Ömer - ACAR, Mustafa, (1998), Sosyal Bilimler Sözlüğü, Vadi Yayınları, Ankara.
MORA, Necla, (2009), Alman Kültüründe Düşman İmgesi, Altkitap,
(http://www.politikadergisi.com/
sites/default/files/kutuphane/alman_kulturunde_dusman_imgesi.pdf (10.07.2012)).
TURAN, Kadir, (1997), Almanya’da Türk Olmak, Bilim Serisi, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma
Kurumu Başkanlığı Yayınları, Ankara.
TÜRK DİL KURUMU, (1988), Türkçe Sözlük, Türk Tarih Kurumu Basım Evi, Ankara.
WAHRIG, Gerhard, (1997), Deutsches Wörterbuch, Bertelsmann Lexikon Verlag, Gütersloh.
http://grocceni.com/w/turken.html (12.08.2012)
http://high-minded.us/showthread.php?13066-Die-besten-T%FCrkenwitze (12.08.2012)
http://high-minded.us/showthread.php?13066-Die-besten
Türkenwitze/page2&s=d113174d6eb663088c2c1863d0e0fdef (10.08.2012)
http://www.lachmeister.de/lustige-witze/t%FCrken/index.html (10.08.2012)
http://ladyshirt.zweipage.de/tuerkenwitze_12217768.html (10.08.2012)
http://philslaus.de/witze/tuerken (07.08.2012)
http://witze1000.de/tuerkenwitze (10.08.2012)
http://www.witze.es/70-kategorie-tuerken-witze.html (05.07.2012)
http://www.witze-kiste.de/88,tuerken-witze.html (22.07.2012)
http://www.witze-tempel.de/tuerken-witze-5.html (10.08.2012)