Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu
Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938’de günümüzden 77 yıl
önce dokuzu beş geçe o mavi gözlerini bir daha açmamak üzere yumdu.
Büyük kurtarıcının son nefesini verdiği Dolmabahçe Sarayı’nın
direğindeki Cumhurbaşkanlığı forsu yarıya indirildi. Atatürk’ün vefatı
bütün yurdu yasa boğduğu gibi dış dünyada da üzüntüye neden oldu. Öyle
ki savaş meydanlarında yendiği düşmanları bile cenazesinin önünde resmi
geçit yaptılar. Atatürk’ün naaşının bulunduğu katafalk, 16-18 Kasım
tarihleri arasında gözlerini yumduğu Dolmabahçe Sarayı’nda vatandaşlar
tarafından ziyaret edildi. Daha sonra 19 Kasım 1938’de, Ankara
Etnografya Müzesi’ndeki geçici istirahatgahına tevdi edilmek üzere Yavuz
zırhlısı tarafından İzmit’e götürüldü oradan da trenle Ankara’ya
nakledildi. Bu yazı dizimizde Atatürk’ün vefatının Balkanlar ve Orta
Doğu basınındaki etkilerinin Türkiye’deki akislerini, 7 Mart 2013
tarihinde kaybettiğimiz, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Çayeli Eğitim
Fakültesi İlköğretim Sosyal Bilgiler Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim
Üyesi Doç. Dr. Nurcan Toksoy’un makalesinden faydalanarak aktaracağız.
Atatürk’ün
tarihteki saygın yeri öncelikle Türk milletinin kalbidir. Fakat o,
oluşturduğu misyondan dolayı her geçen gün dünya milletleri tarafından
incelenip araştırılmaktadır. O, gerçekleştirdiği Türk Milli
Mücadelesiyle sadece Türk milletinin kaderini değiştirmemiş, dünyanın
sömürülen ve esaret altında ezilen birçok milletine de umut ışığı
olmuştur. XX. yüzyılın en büyük lideri olarak kabul edilen Atatürk,
öldükten sonra bütün dünya basını onun hakkında günlerce yayın
yapmışlardır. Bu yayınlarda dünya barışına yaptığı katkıyı büyük bir
hayranlıkla anlatmışlardır. Sadece Batı dillerinde hakkında yazılan eser
sayısının bir hayli arttığı da bilinmektedir. Mücadelesi ve büyük
idealleriyle bütün dünyaya örnek olan Atatürk, dost ve düşman bütün
ülkelerin takdirini kazanmıştır.
Tarihin hiç kimsenin
eseri olamayacağı gerçeği, bir liderin büyüklüğü, bütün insanlığın malı
olan bu tarih içinde misyonunu iyi kullanmayı başarmasıyla doğrudan
bağlantılıdır. Atatürk’ün tarihteki saygın yeri öncelikle Türk
milletinin kalbidir. Bu gerçeğin yanı sıra o, oluşturduğu misyonundan
dolayı her geçen gün dünya milletleri tarafından incelenip,
araştırılmakta ve anlaşılmaktadır. Bu değerlendirme, Atatürk’ün insanlık
âleminin benimseyip koruduğu bazı yargılardan ileri gelmekte ve bu
yargılar Atatürk’ün ilke ve inançlarıyla uyum sağlamaktadır. Milletiyle
birlikte millî sınırları içinde yabancı boyunduruğundan kurtularak her
medenî millet gibi yaşamak isteyen Atatürk, gerçekleştirdiği Türk Millî
mücadelesiyle sadece Türk milletinin ters talihini yenmemiş dünyanın
sömürülen ve esaret altında inleyen birçok milletine de umut ışığı
olmuştur.
O dönemde birçok ülke, Atatürk’ün,
dünyanın en güçlü devletlerine karşı meydan okuyuşunu hem hayretle hem
ibretle ve hem de bir ders alarak izlemişti. O, “milletlerin esareti
üzerine kurulmuş kurumlar, her tarafta yıkılmaya mahkûmdur” demekle
dünya milletlerinin sömürülen halklarına da tercüman olmuştur. (Atatürk,
Millî Mücadele yıllarında; “Biz, bu mücadeleye kendi kurtuluşumuz için
olduğu kadar, bütün esir doğu milletlerinin kurtuluşu için girişmiş
bulunuyoruz” dediğinde onun düşünce ufukları Asya ile birlikte Afrika’yı
da kaplıyordu. Örneğin o, “Afrika insanları belki şahsi özgürlüklerini
daha önce idrak etmişlerdi. Fırsat bulamadılar. İstilacılar ve onların
saldırgan orduları kendilerini hiçbir zaman sıkıştırmaktan geri kalmadı.
Fakat bu baskı ne kadar kuvvetli olursa olsun, bu büyük fikir
hareketine karşı duramayacaktır. İnsanlığa yönelik fikir hareketi er geç
başarıya ulaşacaktır. Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün perişan
ve yok edeceklerdir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum sözcükleri
kalkacak bir insanlık kendisine yakışan bir sosyal öze kavuşacaktır”.
(Bkz. Atatürk’ün Söylev Demeçleri, İstanbul 1945, II, s. 278) Bütün bu
özellikleriyle XX. yüzyılda, yaşayan ve dünya milletlerince saygı
duyulan başarılı devlet adamları arasında seçkin yerini alan Mustafa
Kemal Atatürk(Atatürk, dünya barışıyla ilgili olarak bir konuşmasında
şunları söylemiştir; “İnsan mensup olduğu milletin varlığını ve
mutluluğunu düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını
düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar değer veriyorsa,
bütün dünya milletlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği
kadar çalışmalıdır. Çünkü dünya milletlerinin mutluluğuna çalışmak,
diğer bir yoldan kendi huzur ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir.
Dünyada ve dünya milletleri arasında huzur, anlaşma ve geçinme olmazsa,
bir millet kendi kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan yoksundur”.
Bkz. Atatürk’ün Söylev Demeçler, II, s. 29), çeşitli icraatlarıyla çok
yönlü bir lider olarak tanınmıştır. Günümüze kadar gelen birçok tarihçi,
sosyolog, düşünür, politikacı ve askerler tarafından incelenmiştir.
Onun hakkında sadece batı dillerinde yazılan eser ve makale sayısının
binleri aştığı düşünülürse onun önemi kendiliğinden ortaya çıkar.
Modern
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu eşiz devlet adamı Atatürk, mücadelesi
ve büyük idealleri ile bütün dünyaya örnek olmuş, dost ve düşman bütün
ülkelerin takdirini kazanmıştır. Onun düşünceleri ölümünden sonra daha
da önem kazanmış, manevi kudreti ve fikirleri Türk milletine ve bütün
dünyaya her zaman yol göstermiştir. Atatürk, Türk tarihinin en büyük
mimarıdır. O, yüzyıllar süren bir çöküşün arkasından Anadolu’da yeniden
dirilişin ve kalkınmanın lideri olmuştur. Hayatını kaybetmiş bir
devletin öz cevherinden Türk millî şuurunu uyandırarak bağımsızlık ve
millet egemenliğine dayalı yepyeni bir devlet kurmuş, bu devletin
sürekliliğini sağlamak için de çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmayı ve
geçmeyi hedeflemiştir.
Türk millî mücadelesinin arkasından
bütün dünyaya çok önemli bir gerçeği göstermiştir ki; bir millet inançla
mücadele ederse mağlup edemeyeceği hiçbir kuvvet yoktur.
O, bu mücadelesiyle Türk milletini
yeniden dünya tarih sahnesinin saygın bir unsuru haline getirirken aynı
zamanda da bütün dünyaya örnek olmuş ve bütün insanlık onun ilkelerine
saygı duymuştur. Kısaca; “Dünya milletleri arasında huzur ve barış
olmayınca bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan mahrum
kalır” diyen Atatürk’ün evrensel barışa katkısı büyük olmuş ve genç
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu andan itibaren bölgesinde barış ve
istiklâl adası olma yolunda büyük gayretler göstererek tüm dünyanın
takdirlerini kazanmıştır.
Çünkü onun ilke ve amaçları
tamamen insanlığa hizmet için ortaya atılmıştır Bu açıdan Atatürk’ün
fikir ve düşünceleri bir ideoloji bakımından incelenmelidir. Onun bu
düşünceleri iyi bir şekilde tetkik edildiğinde, 21. yüzyıla hitap ettiği
ve bundan sonra da bir takım dünya ve ülke sorunlarının çözümünde
önderlik edeceği açıkça görülür. Onun fikir ve düşüncelerini anlamak ve
anlatmak ve hatta bir inkâr edilemeyecek ideoloji olarak tanıtmak
insanlık görevi ve insanlığa hizmet olarak algılanmalıdır. Özellikle
Atatürk’ün evrensel değerlerle örtüşen ilke ve fikirlerinin bilimsel
düşünceye dayanan yöntemlerle ele alınması Türkiye için olduğu kadar
bütün dünya içinde büyük anlam taşımaktadır.
Böylesine büyük bir
lider 10 Kasım 1938’de vefat ettiğinde(Atatürk’ün ölümü için geniş bilgi
için bkz. Ayın Tarihi, Atatürk’ün Vefatları, Kasım 1938, Ankara, S.60,
s.20) bütün dünya ülkeleri bizimle hemen hemen aynı üzüntüyü duymuş ve
aynı acıyı paylaşmıştır. Ülke içinde olduğu kadar ülke dışında da bütün
basın ve yayın organları onun ölümüyle ilgili yazılar yazmışlar,
yorumlar yapmışlardır. Özellikle gerçekleştirdiği milli mücadelesini
kendilerine örnek alan ülkeler, onun ölümünden en fazla etkilenenler
olmuştur. Vefatı dolayısıyla Balkanlarda ve Yakın Doğu’da millî yas ilan
edilmiş, devlet meclislerinde(Macar Mebusan ve Ayan Meclisleri o günkü
celselerinin başlangıcını Atatürk’ün hatırasını anmaya ayırmışlardır.
Mebusan Meclisinde, Başkan Kornis, Atatürk’ün başarılarından söz
ederken, Ayan Meclisinde ise Ssechenhi, modern Türkiye’nin yaratıcısı
Atatürk’ün ölümünün Macaristan’da uyandırdığı üzüntü ve eleme çok
heyecanlı bir dille tercüman olmuş, bütün Parlamento üyeleri bu sözleri
ayağa kalkarak dinlemişlerdir. Başbakan İmredi, Atatürk’ün cenaze
töreninin yapılacağı 21 Kasım pazartesi gününün Macaristan’ın ulusal
matem günü ilan edilerek bütün memlekette resmi binalara siyah bayraklar
çekilmesini emretmiştir. Budapeşte belediye başkanı da aynı kararı
almıştır. Bkz. “Atatürk İçin Macarlar Siyah Bayrak Çekiyorlar”, Son
Posta, 20 Kasım 1938, s. 7; “Macaristan da Millî Matem”, Ulus, 20 Kasım
1938, s. 3) özel anma törenleriyle beraber toplantılar yapılmış, büyük
lider her yönü ile ele alınarak incelenmiş ve yâd edilmiştir.
Atatürk’ün
ölümünü kabullenemeyen A.Ş. Esmer bir yazısında şu yorumu yapmaktadır;
“Mensup olduğu millete ve insanlığa Atatürk tarafından yapılan
hizmetlerin yüzde birini yapmış olan hangi adam vardır ki, ölmüştür?
Hayır, Atatürk ölmez ve ölemez. Çünkü bir millet diriltmiş ve o millete
ebedî hayat vermiştir. Millet yaşadıkça Atatürk de yaşayacaktır... Bugün
siyasî ve kültürel hayatımızın hangi safhasına bakarsak bakalım, orada
Atatürk’ü görürüz... Atatürk’ün manevî varlığı daima yolumuzu
aydınlatacak bir nur hâlinde bizimle beraber olacaktır.”(A.Ş. Esmer,
“Atatürk Ölmez”, Ulus, 11 Kasım 1938, s. 3) Ülke içinde bu gibi yazılar
yayınlanırken, bütün dünya gazeteleri de Türkiye’nin uğradığı acı kaybın
yasına iştirak etmiş ve onun hakkında uzun uzun yazılar yazmışlardır.
Gazeteler her şeyden önce onun çok
sevdiği yurdu için yaptıklarını anlatmışlardır. Örneğin İsveç gazeteleri
bunu çok iyi ifade ederek; “O olmasaydı, modern Türkiye de olmazdı.
Fakat Türkler, onun fevkalade eserini takip ederek itibarlarını daha
fazla artıracaklardır”(“Büyük Yasımız ve Dünya Basını”, Ulus, 14 Kasım
1938, s. 1) yorumunda bulunmuştur. Atatürk’ün yalnız memleketinde değil,
bütün dünyada bıraktığı büyük boşluğu bir Bulgar gazetesi ise şu
cümlelerle ifade etmiştir; “Bu müstesna ve büyük adamın ölümünden sonra,
dünya artık eskisi kadar enteresan değildir...”(“Büyük Yasımız ve Dünya
Basını”, Ulus, 14 Kasım 1938, s. 1)
Gerek yurt içinde ve
gerekse yurt dışında yayınlanan gazetelerin birleştikleri bir nokta var
ki, o da Atatürk’ün yarattığı genç Türkiye’nin, onun çizdiği yoldan
ayrılmayacağı hususu olmuş ve bunu da bir Macar gazetesi şöyle ifade
etmiştir. “Atatürk ebedî uykusunu müsterih olarak uyuyabilir. Zira o,
yarattığı eserin dirilen milletine saadet yolu açtığını
biliyordu...”(“Büyük Yasımız ve Dünya Basını”, Ulus, 14 Kasım 1938, s.
1)
Esasında Mustafa Kemal Atatürk hakkında ölümünden çok daha önce
de yurt dışında pek çok eser neşredilmişti. Atatürk’ün gerçekleştirdiği
icraatları, fikir ve düşünceleri hakkında neşredilen eserler bir
kütüphaneye sığmayacak kadar fazladır. “Yabancı Gözüyle Cumhuriyet
Türkiye’si” adlı kitap bunlardan sadece bir tanesidir. Kitapta,
Atatürk’ün vücuda getirdiği büyük millî varlığın ve inkılâp
hareketlerinin yabancı memleketlerde bıraktığı akisler toplanmıştır.
Bundan başka, dünyanın dört bir köşesinde gazetelerde, Cumhuriyet
Türkiye’sinden bahsedilmiş ve bu haberler gazetelerin baş sayfalarında
yer almıştır. Bu konuda bir gazetede; “Kerpiçten betona, çıkrıktan
makineye, teokrasiden laikliğe, mistiklikten müspete, şeriattan
medeniyete, kağnı ve merkep sırtından raya, sarraflıktan ve tefeciden
bankaya, başıbozukluktan planlı istihsale, ümitsizlikten neşeye,
korkudan sevgiye akın eden bir sosyetenin yer yer izhar ettiği manzara
ve geçen her günün ufkunda bıraktığı siluet bizim için olduğu kadar
dünya için de alakalı bir mevzu hâlini almıştır”(“Yabancı Memleketlerde
Atatürk Hakkında Neşredilen Eserler”, Ulus, 29 Ekim 1938, s. 4) yorumuna
yer verilmiştir.
Atatürk’ün ölümüyle birlikte vücuda getirdiği on
beş yıllık genç cumhuriyet bütün dünyayı ilgilendirmiş, yazıların
çoğunda “Gazi Mustafa Kemal Türkiye’si”, “Mustafa Kemal’in Türkiye’si”,
“Atatürk’ün Türkiye’si” gibi başlıklar yer almıştır. Bir Fransız yazar,
Atatürk ve onun eşsiz inkılâbından bahsederken büyük övgülerde bulunmuş,
dış politikada takip ettiği siyasetin mükemmelliğinin yanı sıra şu
ifadelere de yer vermiştir; “Atatürk tarafından başarılan muazzam ve
eşsiz siyasî, iktisadî ve malî eseri onun büyüklüğünü ortaya koymak için
önemlidir... Maziyle kati surette rabıtalarını kesen ve onun külleri
üzerinde hakiki bir Türk milleti yaratmaya azmeden Atatürk, millî
inkılâp planını sistemli bir surette tasarladı ve tatbik etti. Son
derece çapraşık olan bu eserin tahakkukunda beşerî dehayı çok yüksek bir
dereceye çıkarmaya muvaffak oldu.”(“Atatürk ve İnkılâbı Türkiye
Cumhuriyeti”, Ulus, 30 Ekim 1938, s. 4)
YURT dışında bu şekilde algılanan büyük önderimiz için Türk basınında
da; “Bir kahraman mı bir baba, dost veya kardeş mi, onunla ne
kaybediyorduk? Hayır... Onsuz nemiz kalacaktı? Hakikat bu! Müthiş olan
bu! On yedi milyon bir günde, bir babadan öksüz kaldık. En mesut
Türkler, Atatürk yaşarken ölmüş olanlardır... Halk, en büyük Türk
kahramanını, ordu en büyük Türk başbuğunu, tarih en büyük Türk’ü ve
asrımız en büyük insanını kaybetmiştir”(F. Falih Rıfkı Atay,
“Kurtarıcını ve En Büyük Evladını Kaybettin”, Ulus, 11 Kasım 1038, s. 1)
yorumu yapılmıştır. Bu çalışmada özellikle üzerinde durulacak husus,
Balkanlar ve Orta Doğu’da Atatürk’ün ölümünün nasıl karşılandığı ve
hakkında neler yazıldığı olacaktır. Bu hususta Atatürk’ün evrenselliği
ve insanî yönü dünya basınının en çok dikkati çeken özelliği olmuş, yeni
Türkiye’yi yaratması olayı büyük hayranlıkla karşılanmış, fikir ve
düşünceleri yol gösterici olarak kabul edilmiştir. Yabancı basında
onunla ilgili çıkan yazı ve yorumlar her ülke açısından tek tek ele
alınarak incelenmiş olup, Balkanlardaki akisler ile Orta Doğu’daki
akisler iki ayrı başlık halinde ele alınmıştır.
II. Balkan Basınındaki Akisler
A-Yunanistan Basını
Atatürk’ün
ölümünü haber alan Yunanistan’daki gazeteler derhal hususî baskılar
yapmışlar ve büyük dâhiye sayfalar ayırmışlardır. Bu gazetelerde Mustafa
Kemal için övgü dolu ifadelerle birlikte uzun makalelere rastlamak
mümkündür. Ülkenin en tanınmış yazarları Atatürk’ün hatırasına ithafen
pek çok yazı yazmışlardır. Yapılan yorumlardan ve çıkan yazılardan
anlaşıldığına göre, onun ölümünden en fazla etkilenen devletlerden biri
de Yunanistan olmuştur.
Bütün gazeteler onun hayat hikâyesini
neşrederek, bütün terakki ve medeniyet sahasında memleketin tekrar
dirilmesi için başardığı muazzam eseri hakkında uzun yazılar
yazmışlardır. Onlar için Atatürk, yalnızca Türk milletinin büyük lideri
değil aynı zamanda Türk-Yunan dostluğunun ve Balkan Antantı’nın da en
büyük amiliydi. Ayrıca Yunanlılarla Türklerin dost ve müttefik
olduklarının özellikle vurgulanmış olması da dikkat çekicidir. Bilhassa
cumhuriyet rejiminin Türkiye’de kurulmasının yalnız Türk milleti için
değil bütün Balkan milletleri için bir sevinç vesilesi olduğu ve bu
sayede değişen Türk siyasetiyle beraber Balkan milletleri arasında
anlaşma imkânının sağlanmış olduğu da belirtilmiştir.
Estiya
Gazetesi; bu hususta şunları yazmaktadır; “Atatürk, Türk-Yunan
münasebetlerinin iyi bir hamisi olmuştur. Türkiye’nin ihyası imkânını
anlamış ve başarmış olan Atatürk, devamlı bir Türk-Yunan dostluğu
imkânını da anlamış ve başarmıştır...”. Aynı şekilde Vradini Gazetesi
de; “...Atatürk tarafından atılan temeller öyle bir granit teşkil
etmektedir ki, yeni Türkiye bu granit üzerine oturmakta ve tarihte büyük
ıslahatçı Kemal Atatürk’ün adını bu granit üzerine nakşetmiş
bulunmaktadır”(“Yunanistan Büyük Teessür İçinde”, Akşam, 12 Kasım 1938,
s. 2; Atatürk Karşısında Dünya’nın Dili”, Kurun, 13 Kasım 1938, s. 10;
“Bütün Yunan Gazeteleri Millî Matemimizle Meşgul”, Akşam, 16 Kasım 1938,
s. 5; “Bütün Dünya Onu Anıyor”, Kurun, 16 Kasım 1938, s. 9) demiştir.
Katimerini Gazetesinde kullanılan
bir ifadede ise; “...Aynı medeniyet yolunda ilerleyen iki milletin
asırlarca süren boğazlaşmadan sonra birleşmeleri kadar tabii bir şey
olamaz”(“Balkan Gazetelerinde Dostça Neşriyat”, Ulus, 31 Ekim 1938, s.
3), denilmiş ve Türk Yunan dostluğu ön plana çıkarılmıştır. Aynı
gazetenin başka bir yorumunda da; “Her memleket milleti zafer, refah ve
saadet yolunda ilerleten büyük adamlarına heykeller dikecektir. Fakat
Türkiye’nin, Kemal Atatürk’ün heykellerinin yapılmasında kullanacak taşı
bulmak için dağlarını deşmesi, karıştırması icap edecektir. Zira
Türkiye, herkesin haset ettiği bir adama, dostlarının ve düşmanlarının
hayran olduğu bir deha adamının ziyası yalnız Türkiye için değil bütün
medeniyet ve dünya için bir ziya teşkil eden bir adama malik bulunmak
bahtiyarlığına nail olmuştur” ifadesine yer verilmiştir.(“Büyük Balkanlı
Büyük Adam”, Akşam, 14 Kasım 1938, s. 2)
Proia (Gazetenin
17-18 Şubat 1937 tarihli nüshasında Yorgi Peşmezoğlu, Atatürk hakkında
yazdığı bir yazıda Doğu Avrupa’nın en ucunda yaşayan milletlerin barış
içinde yaşamalarıyla beraber, gelişme ve ilerlemelerine temin edecek
barış ortamını sağlayan en önemli liderin Mustafa Kemal olduğunu ve bu
huzur ortamını tamamen ona borçlu olduklarını yazmıştır. Bkz. Yabancı
Gözüyle Cumhuriyet Türkiye’si (1923-1938), İstanbul 2003, s. 37) (Proya)
Gazetesi, onu büyük ıslahatçı olarak tanımlamakta ve şu cümlelere yer
vermektedir; “Biz Yunanlar onun Türk-Yunan dostluğuna ve teşriki
mesaisine olan sarsılmaz imanını heyecanla hatırlayacağız. Eğer Türkiye
büyük kurucusunu kaybediyorsa, Yunanistan da büyük ve emin bir dostunu
kaybediyor.”(“Büyük Balkanlı Büyük Adam”, Akşam, 14 Kasım 1938, s. 2)
Proia
Gazetesi bir başka makalesinde de yine aynı hususa yer vererek
Türk-Yunan dostluğundan bahisle şunları yazmıştır; “Her yeni fırsatta
Türkiye ile Yunanistan arasındaki sıkı ilişkilerin ve Balkan milletleri
arasındaki anlaşmanın sarsılmaz olduğu ve daima büyükte bulunduğu
tahakkuk etmektedir. Bu ilişkiler ve bu anlaşma, Türk ve Yunan
milletlerinin ve onların zimamdarlarının (yöneticilerinin) vicdanında
fizyolojik olarak neşvünema (gelişme) bulmuştur. Bozulmasına da imkân
yoktur. Ege Denizi’nin iki sahilinde yaşamakta olan iki milletin dostluk
ve ilişkilerinin bu şuurlu zaruretine vücut vermek için bu iki milletin
mazide aralarında ihtilaf mevzuu teşkil etmiş ve Balkanlarda
istikrarsızlığın ve endişenin devamlı amili olmuş olan her şeyin
üzerinden bir sünger geçmeleri icap ediyordu. Bu tecrübe kolay bir iş
değildi. Fakat istikbali karşılamak için bu tecrübenin yapılması aşikâr
ve mübrem(vaz geçilmez) bir zaruretti. Bu zaruret, azimkârane ve zaafa
kapılmaksızın mazinin tasviyesine medar(yardımcı) olmuştur. Bu gaye elde
edildikten sonra istikbal parlak vaatlerle ve milletlerimizin müşterek
sulhu ve refahı hakkındaki teminat ile malî olarak kendisini
göstermiştir. Milletlerimiz asırlarca yan yana yaşamış olduklarından ve
uzun tarihleri sayesinde yekdiğerini tamir etmeği öğrenmiş
bulunduklarından artık bir daha gevşemeyecek, zaafa düçar
olmayacak(uğramayacak) tam ve mütekabil bir ilişki sahasında
birleşmişlerdir.”(“Yunan Gazetelerinin Hararetli Makaleleri”, Akşam, 18
Kasım 1938, s. 7; “Atatürk’ün Ziyaı”, Kurun, 20 Kasım 1938, s. 9)”
Eleftron Vima Gazetesi ise, onun
adının dünya tarihinin kahramanları arasında silinmez bir şekilde
kalacağını vurgulamış ve onun şahsiyetinin kendi memleketinin
sınırlarını aştığını belirttikten sonra; “Onu hem dost hem de düşman
olarak tanımış olan Yunan milleti, kendisini bir düşman sıfatıyla ne
kadar takdir etmişse, bir dost olarak ta o kadar sevmiştir. Türk-Yunan
Antlaşmasını o istemiş ve bu antlaşmaya hararetli bir iman ile
çalışmıştır. Bir Türk-Yunan teşriki mesaisinin faydalarını ilk defa
görenlerden biri olmuştur. Daha sonra Balkan Antantı’nın kurulmasındaki
hizmeti, askeri muvaffakiyetlerinden sonra nasıl ileriyi gören bir
devlet adamı olduğunu ispat etmiştir... Yunan milleti onunla
beraberdir... Bir kardeş gibi onunla ağlamaktadır.”(“Atatürk’ün Ziyaı”,
Kurun, 20 Kasım 1938, s. 9; “Asrımızın En Mümtaz Siması Atatürk”, Akşam
21 Kasım 1938, s. 4; “Atatürk Hakkında”, Kurun, 21 Kasım 1938) demiştir.
Messager
d’Athenes Gazetesi de şu yorumu yapmıştır; “Çok, pek çok inkılâpçılar
görüldü. Fakat hiç biri Atatürk’ün cesaret ettiği ve muvaffak olduğu
şeyi yapmadı. Fütuhat politikaları için fasılasız teşebbüslerde bulunmuş
olan Osmanlı Devleti, barış için de fasılasız bir tehlike idi. Onun
hamlesi Türkiye’yi Yunanistan ile candan yaklaşmaya ve ittifaka sevk
etmiştir. Bu ittifak üzerinde dörtler antantının inkişaf ettiği
temeldir. Türkiye, Yunanistan gibi asırlarca
mücadelenin kendisine
ayırmış olduğu milletlerin çok samimi olarak matemine iştirak ettiğini
görüyor. Tarihte buna benzer çok misal yoktur.”
Akropolis Gazetesi
yine aynı duyguları paylaşmış ve onun kılıcının şaşaasının tek fazileti
ve tek şan ve şerefi olmadığını, onun barış zamanında yaptıklarının çok
daha önemli olduğunu ve bu icraatları onun iradesinin kuvvetini,
fikirlerinin parlaklığını ortaya koyduğunu ifade etmiştir. Hatta büyük
Pier devrinden beri böyle bir tecrübenin yaşanmadığını da yazmış ve;
“Atatürk 16 yılda gençlik ve kuvvetle dolu, kudretli, istediğini ve
nereye gittiğini bilen yeni Türkiye’yi yaratmağa muvaffak oldu”
demiştir.
Etnos Gazetesi ise, Asker Mustafa Kemal sayesinde
Türkiye’nin ölümden kurtulduğunu fakat hayatı kahramanca, askeri
gayretten daha kahramanca bir gayret olamadan kurtulamayacağını ifade
ettikten sonra onun ölümünün bütün Elen milleti için de bir kayıp
olduğunu yazmıştır.
Atinaika Nea Gazetesi, Atatürk’ün son
dakikasına kadar Yunanistan için çok büyük bir dostluk hissi
beslediğini, Yunanistan için büyük bir hürmet ve muhabbeti olduğunu ve
iki memleket arasındaki dostluğu daima geliştirmek istediğini ve bu
niyetini Metaksas ile yaptığı görüşmelerinde daima dile getirdiğini
ifade etmiştir.(“Atatürk İnkılâplarını Kopya Değil İbda Etti”, Ulus, 21
Kasım 1938, s. 3)
Tipos Gazetesi de; “Atatürk’ün Türkiye’de
yaptığını hiçbir tarafta hiçbir kimse yapmadı. Ne Cavour ne Cromwell ne
de Washington. Atatürk’ün bulduğunu hiç kimse bulmadı. İlham ettiği
kimseler ve kendi prensiplerine göre teşkil ettiği yeni nesil onun
eserine devam edeceklerdir. Türkiye’nin bütün dostları bunu bekliyor”
yorumunu yapmıştır.(“Hariçteki Akisler”, Tan, 21 Kasım 1938, s. 4)
Vradini
Gazetesi de Atatürk’ün Balkan yarımadası işlerine yeni bir şekil
verdiğini ve hayatının sonuna kadar Yunanistan’ın dostu olduğunu, iki
millet arasında teşrik-i mesai lüzumuna ruhunun bütün kuvvetiyle
inandığını yazmıştır.(“Asrımızın En Mümtaz Siması Atatürk”, Akşam 21
Kasım 1938)
Etniki Gazetesi ise; “Atatürk bütün
dünya modern tarihinin en büyük çevrelerinden biri olmuştur. Büyük
Türk, büyük Balkanlı, büyük adam. Bir İngiliz biyografı onu haklı olarak
“tabiatın kuvveti” diye tasvir etmiştir. Derin bir matem hissediyoruz.
Zira onun büyük faziletlerini, Balkan Antantı’nın ülküsüne olan muazzam
hizmetini müşahede ve tespit etmiştik”(“Büyük Balkanlı Büyük Adam”,
Akşam, 14 Kasım 1938, s. 2) demektedir.
Kronos Gazetesi,
Türkiye’nin büyük şefini kaybetmesiyle birlikte Yunanistan’ın da aynı
derecede büyük ve samimi bir dost kaybettiğini, Türk Yunan dostluğunu
ona borçlu olduklarını yazmakla birlikte; “Elen milleti Türk milletiyle
matem yapmaktadır” diyerek ona olan hayranlıklarını dile getirmişlerdir.
Yine aynı duyguları Elinikon Mollon gazetesi de paylaşmıştır.
Bir
Yunan gazetecisi olan Thomas Vaidis ise, Atatürk hakkında yazdığı
kitabında onun için şunları söylemiştir; “Kemal Atatürk, büyük bir
önemde bir kişilik kazanmış, vatanının sınırlarını çoktan aşmış, Türk
için daha çok anlam, fikir ve efsane bütün dünya içinde de olağanüstü
bir varlık olmuştur. Mustafa Kemal, uygarlık bakımından geri kalmış bir
ülkede, büyük kurucularınkine eş değer olan bu eseri gerçekleştirmeyi
başarmıştır. O, Türk milletine bozgunun eşiğinde ve ulusal bir çöküş
anında millî bilincini fısıldamıştır. Türkiye’yi, kendisini çağdaş ve
ileri bir devlet hâline sokan kuruluşları getiren de odur. Türk’ü yobaz
sınıfının baskısıyla etkisinden ve Türk’ü yabancı alimlerden kurtarmayı
da o başarmıştır. Türk milletinin tarihi içinde onu Fatih Sultan Mehmet
ile Muhteşem Süleyman’ın seviyesine çıkarmaktadır.”(Thomas. Ath. Vaidis,
Bir Yunanlı Gazeteci Gözüyle Atatürk, Çvr. Elanur Bahar, İstanbul 2002,
s. 7)
B. Macaristan Basını
Macaristan’da, Çekoslovakya’dan
Macaristan’a verilen toprakların iadesi için büyük şenliklerin yapıldığı
bir sırada Atatürk’ün ölüm haberi alınınca, bu haber ülkede büyük yankı
uyandırmış, halkın ve gazetelerin meşgul oldukları konuların başında
Atatürk’ün ölümü yer almış ve büyük bir matem içine girmişlerdir. Çünkü
ulu önder Atatürk, her yerde olduğu gibi burada da çok
seviliyordu.(“Macarlar Atatürk İçin Ağlıyorlar”, Cumhuriyet, 17 Kasım
1938, s. 3) Hemen o günün akşamı gazeteler, Atatürk’e sonsuz
hürmetlerini gösteren çok geniş makaleler yayınlamışlardır.
Macar
Mebusan ve Ayan meclisleri ise, 14 Kasım 1938 günkü celselerinin
başlangıcını Atatürk’ün hatırasını tazize tahsis etmişlerdir. Mebusan
Meclisinde, Meclis Başkanı Gyula Kornis ayağa kalkarak yaptığı
konuşmasında şunları söylemiştir; “Dünyada ilk defa olarak hakikaten
“Gazi” unvanını taşımaya hak kazanmış olan bir insan vefat etti. Çünkü
o, büyük askeri dehası sayesinde vatanın bütün düşmanlarını yendi ve
malik olduğu teşkilatçılık kuvveti sayesinde de milletinin vücudunu
parça parça olmaktan kurtardı. Atatürk, Türkiye’nin siyasî, içtimaî,
askerî, iktisadî, idarî ve kültürel hayatını baştanbaşa değiştirmiştir.
Atatürk modern bir millet yaratmış, terakki edilebilecek bir devlet
kurmuştur”(“Atatürk İçin Tazim ve Taziz Celsesi”, Ulus, 14 Kasım 1938,
s. 1) dedikten sonra konuşmasına devamla büyük harpten sonra galip
devletlerin diktalarına karşı cesaretle göğüs geren ve Sevr
Antlaşmasının yok edici hükümlerini çiğneyen kişinin o olduğunu
söyleyerek
“Atatürk’ün kendi milletinin kuvvet
ve kudretine inanılmaz bir imanı vardı. O, milletinin gelişme
kabiliyetini sınırsız görürdü. Büyük harpten sonra milletinin maddî ve
manevî enerjisine siyasetini dayandıran ilk devlet adamı olmuştu. İlk
önce kumandan olarak memleketini kurmuş ve sonra da milletin lideri
olarak Türklerin ruhunda kendi kıymetlerine inanç ve iman uyandırmıştır.
Atatürk otorite rejimi ile parlamenter rejimi telif etmiş ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi’ni etkili icraatta bulunan bir icra kuvveti haline
getirmiştir. Atatürk, bu ismi hakkıyla kazanmıştır. Çünkü milletinin
gerçekten sevilen babası olmuş, kurduğu devlete baş döndürücü suretle
terakki ve refah yolunda ilerletmiştir. Bundan 20 sene önce mağlup ve
inhitat(dağılma) içinde bulunan bir devletten bugün Avrupa hudutlarından
Asya hudutlarına kadar ekonomik ve kültürel bir refah numunesi olan,
harici siyasette nüfuzlu, bütün komşularıyla dostça geçinen bir Türkiye
çıkmıştır” diyerek bugünkü Türkiye’nin geldiği zorlu yolu dile
getirmiştir.(“Macar Mebusan ve Ayan Meclislerinde Atatürk’ün Aziz
Hatırası Anıldı”, Kurun, 14 Kasım 1938, s. 4; “Macarlar Atatürk İçin
Ağlıyorlar”, Cumhuriyet, 17 Kasım 1938, s. 3; Macar Parlamento Başkanı
Gyula Kornis Atatürk hakkında parlamentoda yaptığı konuşmasının
devamında; “Milletinin politik, sosyal, askeri, idari ve kültürel yaşam
tarzını kökten değiştirdi. Dünyanın gelişmesinde geri kalmış köhne bir
durumdaki devletten modern bir millet, ilerlemeye yetenekli bir devlet
yarattı. Olağanüstü inancı atalarından gelen gücü ile uyumakta olan
milletinin sınırsız ilerleyebileceğine olan performansı olduğunu
hissetti... Türk köylü tabakasının toprağından gelen güçle hemen her
yönüyle çökme durumundaki memleketi yeniden yaşama kavuşturdu.
Karmaşalıktan bir askeri düzen yarattı. Sonra bir halk lideri olarak da
milletin içindeki değerleri bilinçli bir hukuk düzeyine yükseltti ve ona
canlılık verdi. Şimdi Avrupa ve Asya sınırında ekonomik ve medeni
alanda bahtı aydınlık dış politikada saygın, komşuları ile güvenli barış
içinde sağlam bir devletin varlığı önümüzdedir.” Bkz. “Matemimiz ve
Ecnebi Devlet Mümessilleri”, Cumhuriyet, 13 Kasım 1938,s 7) Diğer
taraftan Ayan Meclisinde de Atatürk’ün ölümünün Macaristan’da
uyandırdığı büyük üzüntü dile getirilmiş ve yapılan toplantıda ayakta
anılmıştır.
Macaristan Elçisi De Cindrie de Atatürk’ün
ölümü üzerine; “Kemal Atatürk’ün Macar dostu olduğunu Macar milleti iyi
bilir ve onun ölümü ile faniler arasından yalnız büyük bir insan değil,
büyük dostunu da kaybetmiştir. Macaristan onun için her tarafta matem
tutmaktadır ve hatırasını koruyacaktır” sözleriyle gerek ona olan
hayranlığını ve gerekse bütün Macar milletinin büyük üzüntüsünü dile
getirmiştir.
Pesterloyd Gazetesi ise şöyle yazmaktadır; “Şurasını
objektif bir şekilde tespit etmek icap eder ki, o ezilmiş ve yıkılmış
bir milletten şuurlu bir kütle, istila görmüş memleketten müstakil bir
hükümet ve köhne Osmanlı İmparatorluğu’ndan genç bir medeniyet
yaratmıştır”.
Orsag (Ujsag) Gazetesinde
yayınlanan bir makalede; “Dünya bu harp ve sulh kahramanı büyük adamın
ölümü ile fakir düşmüştür. İktidarı azmi ve bahadırlığı ile aman
bilmeyen galiplerin tatbike kalkıştıkları pranga siyasetini ilk kıran
Atatürk’tür. Kendisi cesurane bir tarzda mücadeleyi kabul etmiş ve
muvaffak olmuştur. Fakat Atatürk barışta da savaştaki kadar çok büyüktü.
Milleti uyandırarak, canlandırarak millî hissi azamî derecede takviye
etmiştir. Malik olduğu muazzam kudretlere rağmen hayatını sade bir
millet çocuğu gibi geçirmiştir” yorumuna yer verilmiştir.
Aynı
gazetenin 11 Kasım 1938 sayısının 2. sayfasında ise onun hakkında şu
yorum yapılmıştır; “Türkiye’nin kurtarıcısı, modern Türkiye’nin kurucusu
Atatürk milletini barış boyunduruğundan halkını orta çağ geriliğinden
kurtararak milleti özgürlüğüne kavuşturdu. Sultanlar döneminde geri
kalmış olan milleti canlandırarak millî şuurla bilinçlendirdi. O
reformlar politikası ile idarî ve sosyal düzenlemeler getirdi. Engellere
karşı Türkiye’den modern bir devlet yarattı”. Daha sonra makalede,
Mustafa Kemal’in yaşam öyküsü, Asyalı Türkiye’nin Avrupalı bir devlete
dönüştürme çalışmaları ile ülkede demir yollarının, okulların,
fabrikaların inşa edilmesiyle birlikte, kıyafet ve harf inkılâplarının
yapıldığı anlatılmıştır. Akıllı ve bilinçli bir dış politika
güdülmesiyle de Sovyet Rusya ile dostluk antlaşması yaparak yurdunun
kuzey sınırının korunmasının sağlandığı, Yakın Doğu ve Balkan
ülkeleriyle dostluk paktları ve ekonomik antlaşmalar yapıldığı, Montrö
Konferansı ile Çanakkale Boğazı’nın yeniden tahkiminin Türklere
verildiği ve takip edilen bu sağlam dış politika sonucunda tarihte
egemen Hatay Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğu belirtilmiştir.
Budapeşte’de
yayınlanan Esti Ujsag Gazetesi, 22 Kasım 1938 tarihli nüshasında,
Atatürk için oldukça uzun bir makale yayınlamıştır. Gazete, Bizans’ın
yıkılışından sonra Viyana kapılarına dayanan Asyalı milletin gittikçe
büyüyüp genişlemesi dünya hâkimiyeti büyüklüğü oranında, yıkılmasının da
çabuk olduğundan bahisle, hasta adam Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü
belirterek şöyle devam etmektedir; “Türk Barış Antlaşmasının yazarları
Clemenceau, Wilson, Llyod George geleceği tayin için acilen gündemi ele
aldılar. Türkiye’nin haritadan silineceğine işaret ederek işte o zaman
Avrupa ilk defa eski erdemlerin ruh gücünden söz etmeye başlayarak
Fransız Başbakanı İngilizlerden Mustafa Kemal’in kim olduğunu sordu.
Onun hakkında pek bilgileri olmadığından Sevr antlaşmasını bir kere daha
ele aldılar. O ise Anadolu’da tek olarak mücadeleyi, yeniden doğuşu
hayalinde canlandırıyordu. Birkaç dostu, pek çok da düşmanı vardı. Buna
rağmen savaşa girdi. Eski imparatorluk fikirlerine karşı, muzaffer büyük
devletlere, haydutluğa yeltenenlere, çok iyi silahlanmış Yunan
ordusuna, yabancı ülkelere, fakirliğe karşı savaştı. İki yıl süren savaş
boyunca onun başarısızlıktan şüphe etmesi aklından bile geçmedi. Kendi
başına etrafı düşmanlarla sarılı bir duruma düştüğü zaman elinde eski
silah ile yok olmaya karşı çıktı.”(Erkun, “Macar Basınının Atatürk ve
Atatürk İnkılâplarıyla İlgili Yorumu”, s. 386-387) Gazete, yorumunda
daha sonra yapılan inkılâplara yer vermiş ve Yakın Doğu’da yeni bir
milletin doğduğunu ve Atatürk’ün XX. yüzyılın en büyük devlet adamı,
kumandanı olduğunu söyleyerek her milletin onu örnek alacağını ve
saygıyla anacağını ve yüzyılın dünya tarihi gerçeğinde imkânsızlığın
olmadığını belirtmiştir.
Uj Magyar Gazetesi, onu, modern
devlet adamları arasında en yüksek mevkide olan kişi olarak
vasıflandırıp görevinin Türk tarihinin en önemli dönüm noktasını teşkil
ettiğini ve böylece hayret verici bir başarıyı çelikleşmiş olan iradesi
sayesinde gerçekleştirdiğini yazmıştır.
Yine bir başka
Macar gazetesi olan Fuegelenseg’de ise, Atatürk’ün daima Macaristan’ın
samimi bir kardeş kalbiyle dostu olduğu ve onun ölümüne bütün Macarların
büyük üzüntü duyduğu belirtilmiştir. Pesli Hırlap (Pesti Hırlap)
Gazetesi de aynı üzüntüyü paylaşırken Mustafa Kemal Atatürk’ten Türk
tarihinin en büyük siması olarak bahsetmiştir. Onu en büyük kahramanları
olan Rakockzi’ye benzeterek, Türk milletinin asırlık tarihinin en büyük
siması olarak değerlendirdikten sonra onunun meziyetlerine geniş yer
ayırmıştır.
Gazetenin 11 Kasım 1938 tarihli sayısında Antal Balla
adlı yazar, Atatürk ve İnkılâpları hakkında yazdığı; “Türkiye
Cumhuriyetini Kuran Yüzyılın En Büyük Şahsiyeti Millî Önder, Devlet
Adamı Kurucu Dahi K. Atatürk” başlıklı yazıda Atatürk’ün yaşam öyküsünü
ve ateşkesten sonra Anadolu’ya geçerek ordu kurduğunu ve büyük zaferler
kazandığını belirttikten sonra devamla; “Kurucu gücü ve askerî
kabiliyeti harikalar yarattı. Paris civarında hazırlanan utanç verici
antlaşmaya karşı çıktı. Yunanlılara, Ermenilere, işgalci İngiliz ve
Fransız kuvvetlerine karşı savaştı. Diplomat olarak da fevkalade
başarılı oldu. O dönemde dünya ihtilali ile Fransa ve İngiltere’yi
tehdit eden Rusya ile anlaşma imzaladı... Türkiye tarihinde büyük
kumandanların, devlet adamlarının, idarecilerin varlığı pek çoktur.
Kemal Atatürk de Türk tarihinin en büyük devlet adamları kurucuları
arasından hakkıyla yerini almıştır. İki büyük devlet adamı Türkiye
hakkında dikkate değer bir tespit yapmıştır. Bunlardan biri İngiliz
devlet adamı Lord Salisbury Türkiye hakkında şunu söylemiştir;
‘Türkiye’nin yenileştirilmesi bizim ölümümüz demektir.’ Bu tahmin
gerçekleşmedi. Diğer tahmin Lajos Kossuth(Lajos Kossuth, Macarların
büyük devlet adamıdır. Kendisi Türkiye’ye iltica etmiş ve Kütahya’da
yaşamıştır.) Kütahya’da sürgün yaşamında iken Türklerin koşullarını
temelde inceledi ve şunları tespit etti. “Türkiye laik bir devlet olursa
yeniden doğmuş olacaktır. Bu tespit gerçek olarak doğrulandı. Kemal
Atatürk milletini şeriat hâkimiyetinden kurtardı” dedikten sonra bunun
mucizevî bir başarı olduğunu ifade eden Balla yorumuna devamla; “Türkiye
anayasal bir ülke olup millet meclisi, milletin egemenliğinin hür
iradesini temsil etmektedir... Türkiye şimdi yüzyılları içeren tarihinin
en büyük şahsiyetine milletlerin içinde yaşam gücü olmamışsa da bir
savaş kaybetseler bile yok olmayacaklarını ispat eden bir liderini
toprağa vermektedir”(Erkun, “Macar Basınının Atatürk ve Atatürk
İnkılâplarıyla İlgili Yorumu”, s. 384-385) demiştir.
Yine Macar
yazarlarından Magyar Nemzet de baş makalesini Atatürk’ün üstün
meziyetlerine tahsis etmiş ve Atatürk’ün büyük bir müceddid(yenilikçi)
ve Avrupa tarihinde Saint Etienne ve Büyük Pier’den beri emsali
görülmemiş bir lider olduğunu kaydederek, yaptığı inkılâp sayesinde Türk
milletinde Türklük şuurunun uyandığını ve milletine kendini tanımak,
kıymetini anlamak imkânını vermiş olduğunu yazmıştır. Magyarsaz ise
Atatürk’ün Türkiye’yi modern bir Avrupa devleti hâline getirdiğini ifade
etmiştir.
Pesti Naplo gazetesi de aynı duyguları paylaşırken; “Bütün kâinat bu
büyük yasa iştirak etmektedir ve Atatürk’ün sayesinde Türkiye’nin haricî
ve iktisadî vaziyeti şimdi mükemmeldir”, diyerek övgülerine devam
etmiştir.
İmre Barcs adlı Macar yazar çok daha değişik bir yorum
yaparak şunları söylemiştir; “Bozkurt General 1918 yılının trajik
sonbaharında ittifak devletlerinin yıkılışından sonra askerlerini
kurtarmasa, ateşkesten sonra askeri silah ve malzemeleri İtilaf
Devletlerine teslim etse ve askerlerini terhis edip kendisi de onursuz,
isimsiz askerler arasından olsa ne olurdu? Bu mucize iyi bir şans eseri
olarak gerçekleşti... 1919’da Mustafa Kemal’in Türk Milletinin dünya
tarihini şekillendiren kahramanlık destanı başladı... O yurdunu
bölünmekten kurtardı ve onu gelişme ve güçlenme yoluna yöneltti.
Türkiye’nin dış durumu bugün mükemmeldir. Ekonomik durumu gelişmekte
olup 1918 sonbaharındaki mahvolma eşiğinden dönen Türk milletini şimdi
artık pek büyük bir gelecek beklemektedir. Mustafa Kemal engin işler
başardı. Türk Milleti için büyük bir gayretle çalışıp, muazzam işlerin
yaratıcısı olmuştur... İnanıyoruz ki Tük Milleti artık ayağı üstünde
durmakta ve hangi yolla ilerleyeceğini bilmektedir.”
Namzetti Visag
da Atatürk’ün eserinden büyük bir hürmetle bahsederek diyor ki; “O,
hiçbir engel tanımayarak, Avrupai mahiyette modern bir Türkiye kurmak
için azimle mücadele etmiştir. Orta Asya’nın toprağını bereketli hale
getirmek, cehaleti yenmek ve ekonomik kalkınmayı temin etmek için
yaptığı her şey muazzamdır.”
Nepszava Gazetesi 22 Kasım 1938 tarihli
sayısında “Kemal” başlıklı yazıda Atatürk hakkında, özellikle din ve
politikaya karşı mücadele ettiğini köhne bir dünya görüşünü ve verimsiz
çabaları yenerek büyük bir cesaret örneği gösterdiğini, başkomutanlık
sıfatından ziyade cesur bir inkılâpçı olarak değerlendirildiğini
yazmıştır.
Esti Kurir Gazetesinin 11 Kasım 1938 tarihli sayısında;
“Atatürk dünyada fanatik bir çaba ile toplumu arkasında sürüklemeye
muktedir insanın yegâne örneğidir. Kemal 1919’dan sonra yaptıklarıyla
mümkün olmayanı başarıya dönüştürdü... Kötü teçhizatlı ordusu ile Batılı
devletler tarafından Küçük Asya’ya en modern silah ve cephane ile
gönderilen Yunan ordularının karşısına dikildi... Onun azmi ve gayreti
mucize yaratarak Türkiye kısa zamanda Avrupalı bir devlete dönüştü.
Macar milletinin Türklerin bu en büyük devlet adamına bakışı daima
hayranlık ve saygı olmuştur... O savaş kaybetmiş, düzeni bozulmuş bir
memleketi 20 yılda refah içinde kültürlü güzel bir memlekete
dönüştürmüştür” diyerek onun inkılâplarını ön planda tutmuştur.
Diğer
bütün Macar gazeteleri, “Atatürk Ebedi Uykusunu Müsterih Olarak
Uyuyabilir” başlığı altında, yarattığı eserin dirilen milletine saadet
yolunu açtığını ve bu hayret verici başarının, mücadelelerle çelikleşmiş
olan seciyesi ve tasvir edilmez iradesi sayesinde mümkün olduğunu,
ölümüyle Türk milletinin sarsılmayacağını, çünkü bütün genç neslin onun
çizdiği yolu takip edeceğini yazmışlardır.
C- Bulgaristan Basını
Bulgaristan’da
1930’lu yıllarda yaşanan darbeler ve bölgedeki Türk halkına yapılan
haksızlıklar halk üzerinde oldukça büyük etki yaratmıştı. Türk okulları
kapatılmış, Bulgar okullarına dönüştürülmüş, Türkçe basın yasaklanmış,
Türk aydınları birer birer öldürülmüş, Atatürkçü olanlar Türkiye’ye göçe
zorlanmıştır. Çünkü bu dönemde Bulgaristan’daki Türkler, Türkiye
Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü büyük bir ilgi ve sevgi
ile karşılamış, eğitim kültür ve diğer alanlarda yaptığı köklü
değişiklikleri, elde ettiği büyük başarıları yakından takip
etmişlerdir.
AYRICA reformları olumlu değerlendiren Bulgar aydınlarından birçoğu da
söz konusu dönemde Bulgaristan devlet kurum ve kuruluşlarında, Bulgar
millet meclisinde, hükümetinde, bakanlıklarda görev alarak Bulgar
politikasının yönlendirilmesinde Türkiye’yi örnek alarak önemli rol
oynamışlardır.(Hayriye Yenisoy, “Atatürk ve Bulgaristan”, Üçüncü
Uluslararası Atatürk Sempozyumu, I, Ankara 1998, s. 190)
Onun
Bulgaristan’da yarattığı bu büyük etkinin ardından vefat haberi
duyulunca Bulgar İlimler Akademisi Salonunda Atatürk’ün hatırasını anmak
üzere büyük bir toplantı yapılmış, bu toplantıya Kral Boris’in müşaviri
ve saray generallerinden Tsanef ve Başbakan Köseivanof ve diğer
bakanlar, ayrıca Romanya ve Yunanistan Büyükelçileri, milletvekilleri ve
profesörler katılmıştır. Türk-Bulgar Dostluğu Cemiyeti Reisi toplantıyı
açarak önce saygı duruşunda bulunulmuş ve daha sonra Prof. Stoyanof,
Atatürk’ün meydana getirdiği eser hakkında konuşma yapmış, yeni
Türkiye’nin nasıl meydana getirildiği anlatılarak Atatürk’ün üstün
meziyetleri açıklanmıştır.(“Atatürk’ün Hatırası Bulgar İlimler
Akademisinde Anıldı”, Kurun, 22 Kasım 1938, s. 3)
Bulgar orduları
eski Başkumandanı ve Atatürk’ün yakın dostu olan General Jekof, Atatürk
ile olan görüşmelerinden edindiği hatıralarını anlatırken, onu yalnız
Türkiye’yi istiladan kurtaran adam olarak değil aynı zamanda modern
Türkiye’yi yaratan adam olarak da nitelendirmiştir. Eski Ankara
Büyükelçisi Pavlof da, onun yaptığı inkılâplardan bahsederek, Bulgar
milletine karşı beslediği sempatiyi anlatmıştır. Böylece Sofya’da bir
buçuk yıldan fazla kalarak ataşemiliterlik yapan dâhinin hatıralarını
Bulgar milleti hürmetle anmıştır. Ayrıca Zora gazetesi başyazarı, Slovo
gazetesi yönetmeni, Utro gazetesi yazarları, Dines gazetesi yazarı ve
diğer gazetelerde çalışanlar da onun hakkında önemli konuşmalar
yapmışlardır.
Bulgar gazetelerinde yer alan; “Bu müstesna ve Büyük
Adamın Ölümünden Sonra Dünya Eskisi Kadar Enteresan Değildir” başlığı
Bulgar halkının duygularını dile getirmesi açısından önemli olup Türk
milletinin sonsuz acısını içtenlikle paylaştıklarını açıkça ortaya
koymaktadır. Vefat haberinin duyulmasının hemen ardından, gazeteler
Atatürk’ün hayatı ve büyük eseriyle birlikte Sofya’daki ikametine ait
hatıralara uzun sütunlar ayırmışlardır.
Yarı resmi Dness Gazetesi
başmakalesinde şu satırlara yer vermiştir; “Atatürk tarihte Rusya’nın
Büyük Pier’in safında büyük ıslahatçıların yerini alıyor. Hiçbir
memleket, yeni Türkiye’nin atası tarafından başarılan
teceddüd(yenilenme) kadar çabuk ve o kadar derin bir teceddüd
görmemiştir. O, her tarafta dahi bir asker, müstesna bir ıslahatçı ve
yurdun kurtarıcısı olarak telakki edilmektedir... Şimdiki Türkiye’nin
tarihi bu müstesna devlet adamının tarihidir” dedikten sonra, Atatürk’ün
hayatı anlatılarak, Bulgaristan’ın Atatürk’ün sahasında büyük bir dost
kaybettiği de belirtilerek, onun Balkan barışının amili olduğu özellikle
vurgulanmıştır.
Mir Gazetesi ise Türkiye’yi baştanbaşa değiştiren
büyük ıslahatını uzun uzadıya anlattıktan sonra şöyle devam etmiştir;
“Atatürk verdiği misalle hepsi kendi fikirlerine merbut genç ve enerjik,
devlet adamı asker, idareci ve âlim zümresi yaratmıştır” dedikten sonra
bu büyük yası en içten duygularla paylaşmışlardır.
Bulgaristan eski Ankara elçisi
Pavlov’un imzasıyla Mir Gazetesinde neşredilen makalede onun için şu
satırlar vardır; “Harp sonrası Avrupa’nın en şayanı dikkat simalarından
biri kayboluyor. Büyük asker cesaretli ıslahatçı ve müstesna devlet
adamı Atatürk artık yaşamıyor. Yeni Türkiye’nin tarihi son 15 yıl
zarfında onun adına ayrılmaz bir surette bağlıdır. O, Osmanlı
İmparatorluğu’nun en vahim anlarından birinde politik sahnede gözükerek
memleketin enerjisini canlandırmaya ve millete istikbal için iman ilham
etmeye muvaffak olmuştur...” denilerek yaşanılan çetin mücadele
anlatılmıştır.
Dvenik Gazetesi başmakalesinde, Atatürk
ıslahatlarının olağanüstü önemini kaydettikten sonra, ölen
cumhurbaşkanının Bulgarlar arasında kendisini tanıyan ve hayranlıkla
takdir eden birçok dostları mevcut olduğunu bildirerek diyor ki; “Bu
ölüm Atatürk tarafından başlanan esere nihayet vermemektedir... Türkiye
buna devam için icap eden kuvvetlerden mahrum değildir.”
Zora
Gazetesi de onun ölümüne duydukları büyük üzüntüyü paylaşırken, Türk
milleti için yaptığı büyük fedakârlıklardan özellikle bahsetmiştir. Aynı
ifadeleri, Utro ve Zorya gibi diğer Bulgar gazetelerinde de görmek
mümkündür. Ayrıca Zora Gazetesinin müdürü Krapçef bir makalesinde,
Atatürk’ün ölümünden bahsederken politik sahneden kudretli bir sima,
tükenmez bir enerjinin çekilmiş olduğunu söyleyerek, onun parçalanan
Türkiye’yi yeniden birleştirdiği ve halk kitlelerini yeni ve medeni bir
hayata yönlendirmek için uyandırdığını da yazmıştır.
Slovo
Gazetesi başmakalesinde, Türklerin atası unvanını taşıyan muhterem
ölünün muazzam eserini ve şayanı hayret ve takdir edilen ıslahatını uzun
uzadıya anlatmıştır. Gazetenin müdürü Todor Pavlov Kojuharov’un
imzasıyla yayınlanan makalede şöyle yazılıdır; “Atatürk’ün büyük şan ve
şerefle dolu ismi Ankara kayalarının üzerinde unutulmaz günlerin
hatırası olarak silinmez kalıyor. Bizim yanı başımızda çok büyük ve çok
kudretli bir adam bizim muasırımız olarak yaşamıştır. Düşman ordularının
istilasını bir yıldırım darbesi gibi defetmek, barış muahedelerini bir
kılıç darbesi gibi yok etmek, halifenin asırlık taht ve tacını bir
yumruk darbesi ile ortadan kaldırmak, memleketi ıslah etmek ve son
ümitsiz hale düşmüş olan bir milletin millî ihtiraslarını uyandırmak ve
modern ve manevi bir devlet yaratmak... İşte mucizeler bunlardır. Buna
binaen Gladston gibi şunları söylemekte haklıyız. “Dünya bu derece
müstesna olan bu adamın ölümünden sonra artık eskisi kadar enteresan
değildir”. İşte milletinin atası, kılıç, fikir, kalp ve irade adamı olan
Atatürk budur. Milletinin bu büyük evladı aynı zamanda XX. asrın da
büyük yurttaşıdır... Atatürk’ün dünyada yarattığı saygı ve sevgi Türk
milletinin daha iyi tanınmasını sağladı. Öldüğü zaman bütün dünya
ağladı. Vaktiyle ihtiraslarını kan ve ateş içinde boğduğu ve mağlup
ettiği devletler bile cenaze törenine bandolar, müfrezeler, mümessiller,
çelenkler gönderdiler.”
Kojuharov, bizzat Osmanlı Devleti’nin
tarihine, Türkiye’nin geçmişine ve geleceğine sürekli bir ilgi
göstermiştir. Çeşitli yazı ve yapıtlarında birçok sorunları üzerinde de
durmuştur. Fakat her şeyden önce dikkatini, Atatürk’ün kişiliği ve çok
yönlü çalışmaları ile özellikle kumandanlık, devletçilik ve büyük bir
politika adamı istidadı, yeni Türkiye’nin kültür kuruculuğu yeteneği
çekmiştir. “Bir Merhum” adlı yazısında da özellikle Atatürk’ün tutum ve
davranışları, çağdaş Türkiye’nin tarihi rolü, ulusal ve evrensel önemi
üzerinde durmuştur.
Böylece o, Atatürk’e derin bir
hayranlık duyarak davranışlarını takdir etmiş ve şu cümlelerle dile
getirmiştir; “XX. yüzyıl tarihi onun adını sayfalarında Hitler,
Mussolini, Lenin, Stalin vs.. kişilerle eşit olarak kaydetmektedir. Öyle
sanıyorum ki, onların arasında bu parlak gri gözlü, yorulmak nedir
bilmeyen, yanardağ gibi bu adam son sırada olanlardan değildir. Onun
değerinin büyük önemi vardır” dedikten sonra birinci sırada olması
gerektiğini söyleyerek Atatürk davalarını harika olarak
değerlendirmiştir.
Sofya’daki bütün gazeteler ayrıca
Atatürk’ün Sofya’daki ikametine ait hatıralara özel bir ilgi göstererek
bu hususa geniş yer ayırarak, yazdıkları makalelerde ona olan sevgiyi
dile getirmişlerdir. Slovo Gazetesi başyazarı Meçkarof tarafından
yazılmış olan başmakalede, genel savaşın sonundaki büyük yenilgiden
bahsedildikten sonra şöyle denilmiştir; “Osmanlı İmparatorluğu’nun
vücudunu merhametsiz bir şekilde kesmekte olan cerrahların bıçağını
çekip alan Mustafa Kemal olmuştur. Millî enerjiyi harekete geçirdi ve
milletin iradesini canlandırdı. Yoldan çıkmış bulunan hükümet merkezini
terk ederek Sakarya’da galip gelecek olan silahı tavlamak üzere
Anadolu’ya geldi. Bununla beraber silah zaferiyle iktifa etmiyordu.
Türkiye’yi kurtarmak büyük ve zengin yapmak istiyordu. Onun kültür
seviyesini yükseltmek istiyordu. Bütün milleti için kahramanlığının ve
insan faziletlerinin sembolü olan o diğerlerinden daha az müthiş olmayan
bir mücadeleye başladı. Millî ve sosyal inkılâp mücadelesi... Fakat
kendisiyle birlikte giden birkaç şey var, alevli mizacı, kuvvetli ve
tükenmez enerjisi, hareketli ve daima uyanık halde olan düşüncesi ve
eğilmez iradesi”. Kısaca gazete, Türk Milletinin kurtuluşuna, yeni
Türkiye’nin kuruluşuna öncülük eden Atatürk’ün kahraman mücadelesini
uzun uzadıya anlatmıştır..
Yine aynı gazetede Eski Başbakanlardan
Andre Taşef’in imzasını taşıyan bir yazıda şu ifadeler kullanılmıştır;
“Atatürk’ün imzası Türk tarihinde ebedi olarak altın harflerle yazılı
kalacaktır. Çünkü bu adı taşıyan adam, en buhranlı anlarda yalnız
memleketinin şeref ve namusunu kurtarmakla kalmamış, nispeten çok kısa
bir devirde memleketini yükseltmiş ve milletinin umumi terakki yolunda
ilerletmiştir. Atatürk eski harflerle yaşamış olan bir rejimi gömmekle
asla tereddüt etmedi. Emsali görülmemiş ve işitilmemiş bir cesaretle
derin bir ıslahat silsilesini ele almış ve dünyayı hayrette bırakan
enerjiyi bir suretle tahakkuk ettirmiştir. Hakiki bir mucize
yaratmıştır.” Bu övgü dolu ifadelerin ardından bütün Bulgar milletinin
Türkiye’ye ve Türklere karşı samimi dostluk hisleri beslediğini de
sözlerine eklemiştir.
Utro Gazetesi de Başbakan Musanof’un bir
konuşmasını başmakalesinde yayınlamıştır. Başbakan şöyle diyordu;
“Atatürk Türkiye’yi ihya ve teceddüdün temellerini attı... Bulgaristan
hakkında iyi emeller besliyordu. Bana dedi ki; Bulgaristan ve Türkiye
dost olmalıdırlar. Bulgaristan’a hasım olan Türkiye’ye hasımdır.”
La Parole Bulgare Gazetesi
Atatürk’ün olağanüstü meziyetlerini anlattıktan sonra, bilhassa dış
politikadaki başarılarına dikkat çekerek şunları yazmıştır; “Dâhili
vaziyeti tersin(süzmek) etmiş olan genç cumhuriyet, mümtaz reisinin
idaresi altında siyasetini bütün memleketlerle anlaşma yoluna doğru sevk
etmiştir. Çok basiretkârane olan bu siyasetin semeresi, Türkiye’nin
komşularıyla ve bütün devletlerle olan münasebetlerinin salah bulması
olmuştur. Atatürk’ün ve mesai arkadaşlarının birer harika olan
eserlerini hayranlıkla takip eden Bulgaristan, 18 Kasım 1925’de Türkiye
ile bir daimi dostluk, 6 Mart 1929’da bir tarafsızlık, uzlaşma, adil
müzaheret ve hakemlik muahedesi akdetmiştir. O zamandan beri iki
memleket arasındaki münasebetler müsait bir şekilde inkişaf etmiştir.
Balkanlıların teşriki mesaisi fikrine azimkârane merbut(bağlı) olan
Kemal Atatürk, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki dostluğun takviyesine
kuvvetle yardım etmiştir. Filvaki(gerçekte) Atatürk ile Bulgarların
yapacakları mesai birliğinin Balkan yarımadasında sulh için en iyi
zamanlardan biri olduğu mütalaasında idi. Bundan dolayı Bulgar milleti,
onun naaşı huzurunda saygı ile eğilir.”
Türkiye’de öğrenim
görmüş Türk dili, Türk tarihi ve Türk kültürü hakkında geniş bilgi
sahibi olan S. Bobçev, onun hakkında yazdığı yazılarda özellikle harf
inkılâbı üzerinde durmuş ve reformlarından bilhassa bahsetmiştir. Bir
yazısında; “Kemal Paşa’nın bulunmadığı ve olmayacağı zamanlar, davasının
buhran geçireceği korkusu yoktur. Mustafa Kemal’in yabancı ve Türk
düşmanları Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu ulu binanın kendisinin
yönetimin başında bulunmayınca ve yönetime katılmayınca, yıkılmasını
beklemeleri boşunadır. Eski Türkiye ortadan kalktı, eski Türkiye öldü.
Yeni Türkiye değiştirilmez, reddedilmez bir gerçektir. Geri dönmek
yoktur... Hep ileri ve ileri gidilecektir” demiştir.
Sofya
Üniversitesinde hukuk profesörü olan İvan Georgiev Altınov, “Doğu Sorunu
ve Türkiye” adlı araştırmasında özel olarak M. Kemal’in kişiliğini
inceleyerek şöyle yazmıştır; “M. Kemal Paşa’nın kişiliğinin doğudaki
etkisinden daha tipik bir olay var olduğunu sanmam. Onun siması
Anadolu’da doğan millî faaliyeti tamamen canlandırmaktır...”
D- Romanya Basını
Atatürk’ün
ölümüyle birlikte bütün Romanya gazeteleri onun fotoğrafını
yayınlayarak uzun makalelerle hayatı ve eserleri hakkında halka geniş
bilgiler vermişlerdir. Çeşitli derneklerde onun hatırasına binaen saygı
duruşları yapılmış, cenazenin defnedileceği gün olan 21 Kasım’da
Romanya’da resmi dairelerde siyah bayraklar asılacağı, cenaze merasimine
Romanya’yı temsilen bir heyetin katılacağı haber verilmiştir. Türk
Birliği Gazetesi’nin 6 Aralık 1938 tarihli sayısı Atatürk’e atfedilmiş
ve onun hayatı hakkında makalelere yer verilmiş şiirler ve ağıtlar
yayınlanmıştır. Dergi daha sonraki bir makalesinde; “Türklük var oldukça
eserlerin meydanda görülecek ve sen ölmeyeceksin Atatürk!” gibi sözlere
yer vermiştir.
Atatürk’ün ölümünün Romanya’da bu
kadar büyük bir ilgiyle karşılanmasının bir diğer sebebi de, Romanya
Türk toplumunun Atatürk’ü kendi lideri olarak kabul ediyor olmasından
kaynaklanıyordu. Şöyle ki 1939’da Romanya gazetelerinde Anıtkabir
hakkında yapılan araştırmalardan bahsedilirken; “Ebedi Şefimiz Atatürk
İçin Yaptırılacak Olan Anıtkabir’in Yeri Tespit Edilmiştir” şeklinde bir
habere rastlanmıştır. Bu da gösteriyor ki Atatürk, bütün dünya Türkleri
tarafından bir lider olarak algılanmakta ve sahiplenilmektedir. Yine
1939’daki Çardak Gazetesinin bir sayısı Atatürk’e ayrılmış ve onun
hakkında çeşitli makaleler, şiirler yayınlanmıştır.(Bu makalenin
birinde; “ATAM; Sen yurdunun istiklali için dünya ile çarpışan eşsiz
millî bir kumandan, sulhu politika hayatına temel ittihaz edip, dünyaya
medeni ve insani örnek teşkil eden dahi bir siyaset adamı, idareci,
sosyolog, inkılâpçı, eşsiz bir filozofsun! Hayır, sen her şeysin”
ibaresine yer verilmiştir. Bkz. Mustafa Mehmet, “Romanya Türk Basında
Atatürk Ve Türkiye Cumhuriyeti, s. 738-739)
Gazetelerden
birinde Atatürk’ten; “Halkının Kendisine Refahını Borçlu Olduğu Bir
Baba!” olarak bahsedilmiş ve bütün gazeteler Atatürk’ün memleketine ve
dünya barışına yaptığı büyük ve insani hizmetleri dile getirip
biyografisini birinci sayfalarında neşretmiş, Atatürk’ün şahsi imzasını
taşıyan fotoğrafları da yayınlamışlardır. Gerek Türk kurtuluş savaşından
gerekse sırası geldikçe, yapılan inkılâplardan bahsedilirken, özellikle
Atatürk’ün şahsiyeti üzerinde önemle durulmuş ve onun liderlik vasfına
özel yer verilmiştir. Aynı zamanda çağdaşlaşma yolunda, Cumhuriyet
Türkiye’sinin geçirdiği gelişmeler çeşitli makalelere konu teşkil
etmekle beraber bu hususta Türk Milletinin başarısı ve büyük fedakârlığı
Romanya Türk toplumuna da en kısa yollardan duyurulmaya çalışılmıştır.
Hemen hemen bütün gazetelerde özellikle Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti
ile ilgili çok önemli konulara yer verilmiştir. Bir gazetede Mustafa
Kemal Paşa’nın büyük boyutlu bir fotoğrafının altında; “Bütün Türk
Dünyasının İftiharı ve Türkiye Reisi Cumhuru Gazi Mustafa Kemal”
başlığından sonra “Ey Türk bu resmi daima başının ucunda bulundur ve
bununla yakın tarihini unutma” denilmiştir.
Bükreş Universal
Gazetesi, Atatürk’ü zamanın en büyük adamlarından biri olarak kabul
etmiş ve yayınladığı başmakalesinde, Atatürk’ün hayatını uzun bir
şekilde anlattıktan sonra şu sözlere yer vermiştir; “...Romanya’nın
sadık dostu olan Atatürk, Romen efkârıumumiyesinin sadık dostluğunu da
kazanmıştır. Romen milleti de bu acı günlerde Türk milletine dostane
teselli hissiyatını sunmaktadır”.
Aynı gazete eski Osmanlı
bakanlarından Basarya imzasıyla yayınladığı diğer bir makalede,
Atatürk’ün büyük eserinden bahsederek, bu büyük adamın ilham ve
idaresiyle meydana gelen ıslahatın bugünkü yeni Türkiye’yi yarattığını
söyledikten sonra şu satırlara yer vermiştir; “Atatürk Romanya’nın en
şerefli ve en sadık dostlarından birisiydi. Esasen Türklerin
dostluklarına sadakati bir darbımesel olarak tanınmıştır. Türkiye’nin
ilk Cumhurbaşkanı, Ankara’da yaratılmış olan Balkan Antantı’nın en
önemli müessislerinden birisidir” diyerek onun barışa olan katkısını
özellikle vurgulamıştır.
Diğer bir makalede ise Atatürk’ü
zamanın en büyük icraatçısı olarak tanımladıktan sonra şöyle denmiştir;
“Bunu demekten maksadımız. O, şahsi azmiyle basiretli görüşleriyle
tükenmez enerji ve dirayetle memleketinin ordularını zafere ulaştırmaya
muvaffak olduktan sonra bu bütünlüğü ve istiklali temin etmiştir.
Vatanını ve milletini sevk ettiği terakki yolundan yenilmesi güç
zannedilen ve ıstırap verici bir mahiyet arz etmeye başlayan ve hiç
kimse tarafından dokunulmaya cesaret edilemeyen mazinin bilumum
engellerini kaldırdı. Atatürk maziye ait bütün inançları parçalayarak,
cehaletin, kaderin kara tülünü yırtarak memleketin içerisine beşeriyet
terakkisinin ışıklarını soktu. Bu kutsi ışıkların aydınlığı altında
kültüre, aydınlığa, ideale ve çalışmaya susamış bir gençliğe müstenit
yeni bir memleket yarattı... Diplomatik sahada gösterdiği kabiliyette
memleketine birçok dostluklar temin etmekle beraber, onun maddi ve
manevi mevcudiyetini de yükseltti. Romanya’nın sadık bir müttefiki olan
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti için bu dakikada ağır teessürler geçirmekte
olan Türk milletine samimi dostluk hislerini kazandı.”
Romania
Gazetesi, “Başkan Atatürk” başlığı altında yayınladığı bir yazıda,
Türkiye Cumhuriyetini kuran Atatürk’ün artık yaşamadığını hatırlatarak,
henüz daha Mustafa Kemal Paşa adını taşıdığı zamanlarda onun söylediği
bir sözü dile getirerek; “Öyle bir memleket kurmak istiyorum ki, orada,
siyasetle pek az iştigal edilsin ve daima çalışılsın” cümlesi üzerinde
durulmuş ve sonuçta onun bu mucizeyi yapmayı başardığından bahisle; “Bir
kalemde doğunun küflenmiş geleneklerini silip süpürdü. Bu yolda
yürümeye azmeden Atatürk, tükenmez enerjisiyle durmadan ve yoluna
dikilen engelleri devirerek Türkiye’yi yeniden kurdu. Latin harflerini
kabul eden, modern mektepler açan Kemal Atatürk, evlatlarının iyiliği
için çalışan gerçek bir baba şefkatiyle, fakat ciddiyetle Türk’ün
tarihini birkaç sene içinde ancak asırlara sığabilecek derecede ileriye
götürdü. Onun en büyük ve radikal inkılâpları, hiçbir şüpheye, pazarlığa
hatta tenkide maruz kalmaksızın sarahatle ve süratle yapıldı. Türk
milleti de onun bütün ıslahatını bütün mevcudiyetiyle ve memnuniyetle
kabul etti. Günün bütün büyük adamları arasında Kemal Atatürk’ün
müstesna bir mevkii vardır. İnsanlar arasında yaşayan fakat beşerin
fevkinde olan Kemal Atatürk, milletinin ruhundan kopan faziletleriyle
tam ve kâmil bir zattı. Onunla konuşmak şerefini kazanmış olan
yabancılar, bilhassa gazeteciler, sadeliğini, görüşmelerindeki
şeffaflığını, yeni, modern ve pratik olan her şeye karşı gösterdiği
alakayı ve muasır siyasî şahsiyetler hakkındaki tam bilgisini ve milleti
için beslediği hudutsuz sevgiyi saatlerce anlatabilirler. Romanya’nın
sadık ve samimi bir dostu olan Kemal Atatürk, Balkan Antantının en büyük
amillerinden biridir.”
Timpul Gazetesi, “Yeni Türkiye’nin
Banisi Öldü” başlığı altında yazdığı makalede, O’ndan olağanüstü işleri
başaran kişi olarak bahsetmiş, insaniyetin şahit olduğu en büyük
ihtilali gerçekleştiren lider olarak tanımlamıştır. İki Romen
gazetecinin kendisiyle yaptığı mülakatı neşreden gazete, şöyle
yazmaktadır; “Atatürk şöyle diyordu: Yapılan işler, milletim için
duyduğum hudutsuz sevgiden doğmuştur. Milletimi, dünyanın medeni
milletleri mertebesine çıkarmayı arzu ettim. Onun arzularını gördüm,
tanıdım ve meydana getirdim. Başarımızın sırrı şudur. Millet ile başkan
arasında tam bir bağlılık. Hiç bir zaman mükâfat ve minnettarlık
beklemedim. Belki çiçeklerden hiçbir şey beklemeyerek onları büyük bir
aşk ve şevkle yetiştiren bir bahçıvan gibi ben de milletime kuvvetli ve
mesut bir hayat vererek onun çiçeklendiğini görmek istedim. Karşımızda
büyük harpte kuvvetli müttefiklere karşı harp eden mağlup ve perişan bir
vaziyete düşen vatanını hiçbir taraftan yardım görmeksizin zaferlere
ulaştıran bir asker duruyordu. Mazinin çürüyen ve zarar veren bütün
ananelerini yıkan siyasî şahsiyet konuşuyordu. Avrupai esaslar üzerine
bina edilmiş bir devlet kuruyordu. Türk ailesine inkılâplar yaparak Türk
kadınını yeni hayata ve serbestîye kavuşturmuştu. Dâhili ve harici
olmak üzere Türk milletiyle Avrupa milletleri arasındaki bütün engelleri
yıkmıştı. Uykusundan uyandırdığı Türk milletini, asırlarca ihmal edilen
mesafeyi birkaç sene içerisinde kat etmek üzere faaliyete davet
etmişti.”
Timpul Gazetesi, ayrıca “Şarktaki Dostlar”
başlığı altında yayınladığı bir makalede de ondan, şarkın en büyük
ihtilalini yapan kişi, Türkiye’yi dirilten adam, hasta adama sağlık
veren kişi olarak icraatlarından uzun bir şekilde bahsetmiş ve Türk
milletinin büyük üzüntüsünü paylaşmıştır.
Bükreş’teki Vittorul
(Vitteral) Gazetesi ise; “Eseriyle beşeriyetin üstüne çıkan bu
inkılâpçı, seciyesi ve hayatı itibarıyla insanlara en yakın olanlardan
birisiydi. Esasen şahsiyetinin cazibesi ve hayatının sonuna kadar
muhafaza ettiği otoritesinin sırrı bundadır. Bugün insan ve ham madde
itibariyle kuvvetli olan ve Akdeniz’de birinci derecede önemli bir
mevkii bulunan Türkiye Cumhuriyeti, istikbali sükûnetle karşılayabilir”
ifadeleriyle onun tarihteki müstesna yerini alması gerektiği üzerinde
durmuştur
Semnatul Gazetesi, Atatürk’e tahsis ettiği başmakalesini
şu satırlarla bitirmiştir; “Romanya büyük dostunun hatırası önünde
derin teessür duymakta ve modern Türkiye’ye Atatürk’ün hayatını
vakfettiği bütün ülkülerin başarıldığını görmek hususundaki
temennilerini arz eder.” Kurentul gazetesi de, Atatürk’ün ölümünün
Türkiye’yi mateme boğduğunu fakat yüksek faydalara mahzar olmuş
inkılâpçı bir rejim içinde bırakmış olduğunu yazarak Türk milletinin ve
bütün dünyanın onu bu şekilde hatırlayarak teselli bulabileceğini
belirtmiştir.
İndependance Romaine Gazetesi ise; “Atatürk tarihte
teşkilatçı bir dahi, bir milletin harikalar yaratan sevk ve idarecisi ve
memleketinin kurtarıcısı olarak kalacaktır” diyerek onun
gerçekleştirdiği icraatlarıyla daima hatırlanacak olan bir lider
olduğunu vurgulamıştır.
Prof. Dr. George Dragoş, Atatürk’ün
hayatı ve eseri ile ilgili yazdığı kitabının ön sözünde; “Türkiye’nin
uyanışı Atatürk’ün önderliğinde gerçekleşmiş, yüzyıllar boyunca aynı
Türk toprağında büyük Türk İmparatorluğu diye tanınan ve bu
imparatorluğu kuran Türkler dünyanın en eski ve en büyük milletleri
arasında yer aldığı ve birçok medeniyetler kurduğu halde, onlar her
zamanda hayret verici ve dikkat çekici güç ve zenginlikleri ile
tanınmışlardır” dedikten sonra Türklerin köklü bir tarihe ve kültüre
sahip eski ve büyük bir millet olduğunu belirterek, M. Kemal’in askeri
dehası, devlet kuruculuğu, inkılâpçılığının yanı sıra, onun en belirgin
niteliklerinden biri olarak, fikir adamı hüviyetini taşımış olması yönü
üzerinde durmuştur. Eserinin sonunda ise, Atatürk ile ilgili yine şu
satırlara yer vermiştir; “Akşamüstü yorgun güneş kendisini Boğaziçi
sularında yıkadığı zaman, Gazi çalıştığı masasından kalkarak pencereden
dışarı bakıyor. Türk’ün Atası Türk Milletini koruyor, muhafaza ediyor,
yeni Türkiye onun koruyucu kuvvetine inanıyor, gelecekteki aydın,
bağımsız, sağlam, hür bir hayat duygusu ile hareket ediyor. Bir adam ve
bir millet ellerinde bir demet çiçekle yüce tepelere doğrulmaktadır.
Onunla bir adım geri gitmek yasaktır. Çünkü bütün millet Atatürk’ün
kaldırdığı şanlı çelenk altında yaşamakta ve yaşayacaktır”
demiştir.(Nedret Mağmud “Romanya’da Atatürk”, Üçüncü Uluslararası
Atatürk Sempozyumu, I, Ankara 1998, s. 165-167)
1938’de
Türkiye’yi ziyaret eden diğer bir Romen profesörü Dr. Sabin Opreanu
Atatürk hakkında yazdığı yazıda, Prof. Dragoş gibi onun Batı
emperyalizmine karşı kazandığı zaferden bahisle emperyalistleri aç
kartallara benzeterek Türkiye’nin zayıf ve kansız vücudunu parçalamak
üzereyken Türk Milletinin Atatürk’ün liderliğinde vatanı kurtarmaya
çalıştığını ve düşmanla yüz yüze boğaz boğaza yapılan savaşlarda M.
Kemal Atatürk’ün daima cephede ve ön saflarda bulunduğunu, akıllı ve
cesur bir komutan olduğunu söyledikten sonra şöyle devam etmiştir; “Bu
büyük millet çeşitli akımlar arasında bir uçtan bir uca savrulmaktan,
horlanmaktan ezilmekten, hatta yok olmaktan kurtuluş savaşı sayesinde
kurtulmuştur. Türk milleti Atatürk’ün önderliğinde yalnız kurtuluşun
değil yükselişin de yolunu bulmuştur...”
Yine bir Romen tarihçisi
olan Petre Ghiat Bükreş’te “Bozkurt Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün
Buhranlı Hayatı” isimli bir eser yayınlamış ve bu eserin ön sözünde
Atatürk için şunları söylemiştir. “Tarihin hiçbir döneminde Atatürk gibi
usta bir harp yöneticisi, usta bir politikacı, usta bir kumandan
görülmemiştir. Atatürk istiklal harbini yetkili ve sorumlu olarak
yönetmiştir... Kendi milletini zor şartlarda, savaş meydanlarında
yakından tanıdığı için onun gücüne, geleceğine, özgür hayatına
inanmıştır...”. Yazar tabiatüstü bir kudrete ve özelliklere sahip olan
Göktürklere yol gösteren Bozkurt’u büyük hükümdar Gazi Mustafa Kemal’in
kabiliyetini, gücünü göstermek için bir timsal olarak almıştır. Ona göre
Anadolu toprağından hiçbir kimse bozkurtu mahvetmemiş onu kovalamaya
kalkmamıştır...”
E- Yugoslavya Basını
Mustafa
Kemal Atatürk’ün ölümü Yugoslavya basınında da derin yankı ve yorumlara
sebep olmuş, Atatürk’ün kişiliği ve eseri üzerine çok yönlü ve sürekli
değerlendirmelerde bulunulmuştur. Gazeteler 12 ve 13 Kasım günkü
yayınlarını özellikle Atatürk’e ayırmış, pek çok başmakale ve makaleler
yazmışlardır. Belgrad’daki Zagreb ve Lubliyana gazeteleriyle diğer büyük
şehirlerde yayınlanan bütün gazeteler sayfalarında Atatürk’ün eser ve
hayatını anlatmışlardır. Gazeteler birinci sayfalarında Atatürk’ün
fotoğrafını neşretmiş ve heyecanlı cümlelerle Türk milletinin duyduğu
derin acıyı tasvir etmişlerdir. Onun ölümü bütün Yugoslavların kalbinde
derin akisler uyandırmış, bütün memlekette resmi binalarla birçok evler
bayraklarını yarıya indirmişlerdir.
Bu münasebetle Yugoslavya’daki
Politika, Pravda ve Vreme gazeteleri onun yaratmış olduğu eserinde
özellikle iki noktaya dikkat çekmişler, bağımsızlık mücadelesi ve parlak
zaferleri. Bilhassa Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra hem yurt
içinde hem de yurt dışında, barışseverlik yoluna devam edilerek dünya
barışının sürekli olmasında yol göstericilik rolü ön plana
çıkarılmıştır. Gazetelerde çıkan bütün yazılardan genel bir
değerlendirmeye vardığımızda, Fransız devriminden sonra dünyanın diğer
inkılâpları ile birlikte Türk inkılâbının yöneticisi ve yaratıcısı olan
Mustafa Kemal Atatürk’ün üstün idaresi altında, Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluşunun insanlık barışının temin edilmesine katkı sağladığı hususu
üzerinde özellikle durulduğu gözlenmektedir Çünkü Mustafa Kemal
Atatürk’ün yürüttüğü inkılâp ve onun sonucu olarak kurulan yeni Türk
devletinin takip ettiği sürekli barış siyaseti ile dünya barışının
sonsuzluğunun sarsılmaz ve saptırılmaz temel taşı olduğu düşünülmüştür.
Bu temel taşın bugün Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın barışçıl
politikasına çok büyük katkıda bulunduğu da kabul edilmektedir.
Özellikle
Vreme Gazetesi, Atatürk’ün ölümü dolayısıyla neşrettiği başmakalesinde
bilhassa şunları yazmaktadır; “Türkiye’nin kaderine bütün dost ve
müttefikleri ve bilhassa Yugoslavya iştirak etmektedir. Kral
Aleksandr’ın katlini müteakip, Atatürk “seferberlik ilan edeyim mi?”
cümlesini muhtevi bir telgraf çeker. Atatürk’ün bu sözü Yugoslavya’da
hiçbir zaman unutulmayacaktır. Bu suretle Yugoslavya’da nüfuzu Avrupa’da
olduğu gibi Asya milletleri arasında seneden seneye artmakta bulunan
tamamıyla millî ve kudretli modern büyük Türkiye’yi vücuda getirmiş olan
Atatürk’ün adını hiçbir zaman unutmayacaktır, diyerek sonsuza dek onu
minnetle anacaklarına dair söz vermişlerdir.
Politika Gazetesi ise
şunları yazmıştır; “Tarih silinmez harflerle bu devlet adamının adını
hak edecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, kuvvetli zekâsı
ve kuvveti kendisini mağlup ettiği mukadderatın önüne getirmiş ve bu
suretle yeni Türkiye’nin mübadili olmuştur.” Aynı gazetenin başka bir
yorumunda da, Atatürk’ün dâhiyane meziyetleri anlatıldıktan sonra,
Şövalye Kral Alexsandr’ı Türk atasına bağlayan derin dostluk ve sevgiden
bahisle Stoyadinoviç’in ilk Ankara seyahatinde söylediği şu sözleri
hatırlatılmıştır; “Arkamda 18 milyon Türk var. Bunlar bir kelime
söylemeden Yugoslav kardeşliği için kendilerini fedaya amadedirler”
demiştir.
Yine Politika’nın başka bir
başmakalesinde de, Atatürk’ün bütün Türk milletinin Rönesans’ını yaratan
eşsiz eseri açıklandıktan sonra, Yugoslav milletinin bu eseri
hayranlıkla takdir ettiği ve etmekte olduğu söylenmiş ve Türk milletine
ve kendisine karşı özel bir sempati besleyerek sevdiğinden de
bahsedilmiştir. Ayrıca Yugoslav Kralı ve Atatürk’ün ortak fikirlerinden
de bahseden gazete, şöyle yazmaktadır; “Türkiye’nin ve Yugoslavya’nın
kuvvetleriyle milletlerinin barışını teminat altına almak ve bu suretle
memleketlerinin kültürel ve medeniyet gelişmelerini mümkün kılmak
gerekiyordu. Fakat şövalye kralın ölümünden dört yıl sonra Kemal Atatürk
de hayat sahnesinden çekildi. Ancak Yugoslav milletinin bu anda onların
fikirlerinin istikbalde de yaşayacağına inancı vardır” diyerek açıkça
böylesine duyulan büyük bir sevgiyi ifade etmişlerdir.
Zagrep’te
çıkan Novosti Gazetesi, “Büyük Müttefikin Ölümü” başlığı altında
yazdığı uzun bir baş makalede; “Atatürk’ün dehası, saltanatın beş
asırdır yapamadığını yaptı. En büyük dostumuz ve en sadık müttefikimiz,
ebediyen hayattan çekildi. O, Balkan anlaşmaları politikasının en emin
bir desteği idi.
Yugoslavya ile dostluk ittifakını her şeyden önce
takdir ediyordu. Biliyordu ki, Yugoslavya tarafından verilen söz kanun
kıymetine haizdir...” sözleriyle barış konusunda ona olan sonsuz
güvenlerini ifade etmişlerdir.
Yazılan bütün bu makaleler ve
verilen demeçler, Mustafa Kemal Atatürk’ün kişilik ve varlığına
Yugoslavya basının ve özellikle milletinin ne kadar hürmetkâr ve saygılı
olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Duyulan bu büyük sevginin bir
göstergesi olarak da cenaze merasimine özel bir heyetin gönderilmesine
karar verilmiştir.
F- Arnavutluk Basını
Arnavutluk basını da
olaya büyük yer ayırmıştır. Yazılan yazılarda özellikle inkılâplar
üzerinde durulmuş ve çağdaşlaşma hareketi olarak Türkiye’nin örnek
alınabileceği konusu işlenmiştir. Drita Gazetesi bir makalesinde,
Atatürk’ün memleketini bir garp devleti şekline koyduğu, halifeliği ve
dini mahkemeleri ortadan kaldırdığı, kadını tesettürden kurtardığından
bahsederek onun inkılâpçı yönü üzerinde durmuş ve Arnavut milletinin,
Türk milletinin büyük kaderine iştirak ettiğini yazmıştır.
Stipi
Gazetesi de Atatürk’ün son dakikaya kadar milleti için adeta bir
kurtarıcı olduğunu ve çok kısa bir sürede memleketinin çehresini
değiştirdiğini, eski Türkiye’den modern bir devlet çıkardığını ve Türk
milletinin kendisine maddi ve manevi refahını borçlu olduğunu yazmıştır.
Ordunun yayın organı olan Polska Zbrojna gazetesi ise, Atatürk’ün
vücuda getirdiği ıslahatçı eserle Latin alfabesini kabul etmek suretiyle
medeniyete yaptığı hizmet üzerinde özellikle durmuştur. Ekspres Poranyi
ve Demokratia(Democratia)gazeteleri de, Atatürk’ün yeni Türkiye’yi
yarattığından bahsetmişlerdir.
Ekorces Gazetesi, birinci
sayfasında Atatürk’ün resmini yayınladıktan sonra ikinci sayfasında da
Atatürk’ün hayatını ve onun büyük eserini konu alan önemli bir makale
yayınlamıştır. Bu makalede, Mustafa Kemal’i, Rusya’nın Büyük Petro’su
ile mukayese etmiş ve makaleye son verirken; “Türkiye’nin ismi tarihte
Türkiye terakkisinin sembolü olarak kalacak olan millî kahramanının
ziyası karşısında Arnavut milletinin duyduğu acıya işaret etmektedir”
ifadesini kullanmıştır.
III -Orta Doğu Basınındaki Akisler
A- Suriye ve Lübnan Basını
Atatürk’ün
ölüm haberi komşumuz Suriye’de de büyük yankı uyandırmış, Beyrut’un
bütün gazeteleri onunla ilgili yazılar yazmışlardır.(Büyük Emevi
Camii’nde Cuma namazı kılındıktan sonra, hatip kara haberi hazır
bulunanlara bildirmiş ve koca cami bir an içinde hıçkırıklarla
çınlamıştır. Daha sonra bütün camilerde büyük Ata’nın ruhuna hürmeten
ezanlar okunmuş ve gaip namazı kılınmıştır. El Ayam gazetesi, 13 Kasım
tarihli nüshasının birinci sayfasına Atatürk’ün büyük bir fotoğrafını
koymuş ve vefatına dair tafsilat vermiştir. “Dünya Matbuatı”, Kurun, 14
Kasım 1938, s. 1; “Şam’da ve Beyrut’ta”, Cumhuriyet, 19 Kasım 1938, s.
3)
Suriye gazetelerinin en eskilerinden birisi olan Elifba
gazetesi, yazdığı başmakalede şunları ifade etmektedir; “Atatürk bir
asrın yetiştirdiği en büyük şahsiyetlerden ve en muazzam deha ve ahlaki
nefsinde toplamış liderlerden birisiydi. Mustafa Kemal, mücadelesinin
semeresini, mesaisini, ahlakının ve dehasının semeresini kendi milletine
vakfetmiştir. Türkiye’nin gemisini müthiş ve mütenevvi fırtınalardan
kurtararak sahil-i selamete erdirdi. Buna karşılık milletinden ne bir
taht istedi ne arkasında mirasa konacak bir varis bıraktı. Biz Atatürk’ü
beynelmilel bir insan olarak böylece tarif edebiliriz. Ancak, Türk
milleti Atasının büyüklüğünü ve memleketine hizmetini daha ziyade takdir
eder ve onlar bizden ziyade büyük şefin açtığı boşluğun acısını
duyar...”
Halep’te çıkan El Takaddüm Gazetesindeki meşhur
yazarlardan Şükrü Kender, Atatürk’ün ölümü haberine ayırdığı
başmakalesinde şunları söylemiştir; “Biz Atatürk için Türkiye’nin
yaratıcısı dediğimiz zaman bu sözümüzle bir mecaz veya mübalağa etmiş
olmuyoruz. Avrupa siyasîlerinin uzun müddetten beri hasta adam diye
vasıflandırdıkları Türkiye, harp sonunda çöküşün eşiğine gelmişti. İşte
tam bu esnada bir adam çıktı hem Türklere ve hem de bütün dünyaya
hitaben hayır Türkiye ölmemiştir. Onun henüz hayat damarları yaşıyor, O
dirilecek ve kurtulacaktır, dedi. Atatürk, ölü zannedilen hastanın
tedavisine devam etti ve Türkiye’ye bugünkü yüksek hayatını bahşetti.
Bugün düveli muazzama ile at başı yürüyen kuvvetli, sarsılmaz bir
Türkiye yarattı. Bugün ölen Mustafa Kemal, Türkiye’yi gerçek ölümden
kurtarmış olan ve onu yoktan var eden bir yaratıcı olmak itibariyle
beşerin fevkinde bir mertebeye sahip olmuştur. Şurası şüphesizdir ki,
Atatürk’ün başardığı işler mucize ve harika kabilindendir... Türk
milleti böylesine büyük bir adamını kaybetti ve bu kaybı telafi
edilemeyecek kadar büyüktür. Yalnız Türkiye’de değil bütün cihanda misli
pek az ve sınırlı sayıda yetişmiş olan nadir şahsiyetlerden biridir.
Şüphesiz ki, tarih onu cihanın ölmez büyükleri arasında kaydedecektir.”
Yine
Beyrut-Savtulahrar gazetesi ise, Atatürk’ün hayatı için sayfalar
ayırmış ve Tük milletinin üzüntüsünü paylaşan cümlelerle taziyelerini
sunduktan sonra Atatürk’ün ölümünün bütün şark milletleri için de en
büyük kayıp olduğunu yazmıştır.
Beyrut’ta yayınlanan Loryan
Gazetesi; “Atatürk İnsanlığın Mucizesidir” başlığı ile yayınladığı bir
makalede şöyle demektedir; “Kelimenin tam manasıyla bir yapıcı ve
yaratıcı olan Atatürk, dünya haritasında memleketine yepyeni bir hudut
çizmiş ve onu yaşatmak için lazım gelen kaynaklar bulmuş, müdafaa için
silahlanmış, ona ayrıca bir dil ile bir de alfabe temin etmiştir. O,
memlekete bir ideal vermiş, bir irade ve ruh aşılamıştır. Bütün bunları
1923-1938’e kadar son derece başarıyla gerçekleştirmiştir. Memleketi
yabancı ihtiraslarına karşı tahkim etmiştir. O yabancılar ki, harpten
galip çıkmışlar ve her istediklerini yaptırabilecek bir kuvvete sahip
bulunmuşlardır. İşte Boğaziçi kıyılarında bir saray odasında gözlerini
hayata ebediyen kapayan bu rehber, tarihin her devresi için insanlığın
bir mucizesidir.”
Beyrut-Ennehar Gazetesi de, “Atatürk”
başlıklı yazısında, Atatürk’ü dünyanın çok nadir yetiştirdiği dâhilerden
biri olarak kabul etmekle beraber, tarihin gidişatını değiştirdiğini
ifade ettikten sonra; “Bütün dünyayı baştanbaşa sarsan bu büyük ölünün
hayatını tasvire imkân yoktur... Eşsiz acıya uğrayan Türk milletine
derin taziyelerimizi sunarız” demiştir.
Beyrut’ta yayınlanan
Ebabil Gazetesi de şunları yazmıştır; “Sultanları kovan, orduları
tarumar eden, Çanakkale kahramanı, Sakarya’nın yaratıcısı Mustafa Kemal
öldü. Türkiye’yi yoktan var eden, onu en kuvvetli devletler mertebesine
çıkaran, vatanı kölelikten hürriyete, zilletten şerefe götüren Atatürk
öldü. Zulmün en büyük düşmanı, ebedi Kemalizm rejiminin kurucusu öldü.
Adı anılınca önünde her kahhar başın eğildiği gazi öldü. Kalplerimiz bu
büyük kayıp karşısında titriyor.”
Şam’da çıkan Eleyyam Gazetesi,
Atatürk’ün bir sayfa büyüklüğünde ve siyah çerçeve içinde bir resmini
yayınlamıştır. Halep’te çıkan Essabah Gazetesi ise, bu büyük acının
telafisinin mümkün olmadığını ifade ederek şu satırlara yer vermiştir;
“Atatürk’ün ölümü yalnız Türk milleti için değil, onun emsaline çok
muhtaç olan bütün şark milletleri içinde en büyük bir kayıptır.”
Elbilad
Gazetesi, büyük dâhinin XX. yüzyılın yetiştirdiği en büyük kahraman,
kudretli eşi, bulunmaz bir dahi olduğunu kaydederek onun hayatını
anlatmıştır.
Şam’da çıkan Elifba gazetesi ise başyazısında
asırların yetiştirmekten aciz olduğu büyük lider için diyor ki;
“Vatanını parçalanmaktan kurtararak devlet gemisini emin bir limana
götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimenin tam
manasıyla bir insan, eşsiz bir dahi kahraman, bir asker ve siyaset adamı
idi. Hayatını milletinin saadetine vakfetti. Bu uğurda da genç yaşta
hayata gözlerini kapadı.”
Yine Şam’da çıkan İlkabes Gazetesi de
şöyle demektedir; “Türk vatanının yapıcısı, Türk şefkat ve azametinin
yaratıcısı, insaniyetin en büyük hadimi Atatürk’ün ölümü ile Türk
milletinin duyduğu kedere Suriyeliler bütün kalpleriyle iştirak ederler.
Kardeş milletin uğradığı bu acı karşısında bizim en büyük tesellimiz
büyük dâhinin çizdiği yolu takip etmektir.”
B- Mısır Basını
Büyük
önderin vefatı Mısır’da da geniş yankı uyandırmış ve bütün Mısır’da
Türk ve yabancı mahfillerde büyük bir üzüntüyle karşılanmış özellikle
Kahire’de büyük bir matem havası esmiştir. 11 Kasım 1938’deki bütün
Mısır gazetelerinde, Atatürk için yazılar yazılmış ve hakkında yorumlar
yapılmıştır.
Mısır Ayan Azasından Hafız Ramazan Paşa, Atatürk’ün
ölümü dolayısıyla şu beyanatta bulunmuştur; “Kemal Atatürk olmasaydı
yeni bir Türkiye görecek miydik? Belki hayır. Mısır, bugünkü vaziyetini
bulacak mıydı? O zaman Mustafa Kemal adını taşıyan Atatürk’ü 1912’de
tanıdım. Mısır’dan geçerek, refakatinde bulunan Türk zabitleriyle
birlikte Trablus’un imdadına koşuyordu. Daha o tarihte, onun yenilmez
bir iradeye sahip olduğunu görmüştüm. Az konuşuyordu. Fakat tasarladığı
gayeye varmak için hem kendi hayatını, hem diğerlerinin hayatını fedaya
amade olduğu hissediliyordu. Mustafa Kemal, daha 1912 senesinde
Napolyon’un sevdiği seciye ve zekâ sahibi, enerjik insanlardandı... Onu o
tarihten ancak on sene sonra Ankara’da gördüm. O zaman şan ve şöhretin
zirvesinde bulunuyordu. Çok uzun zamandan beri can çekişen ve Avrupa’yı
hakikaten korkutan eski Türk devletinden, en feci şerait içinde yeni,
canlı ve kudretli bir devlet, daha ilk hareketlerinde bütün dünyayı
hayrete düşüren, sonra da 20 sene müddetle mağlubiyetin ne olduğunu
bilmeyecek olan bir devlet çıkarmıştı. Avrupalı murahhaslar, Kemal’in
zaferiyle yırtılan Sevr Antlaşmasını değiştirmek üzere 1922 senesinde
Lozan’da toplanmışlardı. Lozan’da Mısır meselesi önemli bir konuydu...
Bu konu Atatürk’ün başarısıyla neticelendirilmiştir.”(“Kemal Atatürk’le
Müzakerelerim”, Cumhuriyet, 20 Kasım 1938, s. 9)
Elbelağ Gazetesi
de Mısır kadınlarını temsilen Huda Şaravi’nin Atatürk’le yaptığı bir
söyleşiyi naklederken onun Türk kadın hakları konusunda gerçekleştiği
büyük inkılâptan bahsetmiş ve bütün Türk halkının kendisine büyük
hayranlık beslediğini söylemiştir.(Yabancı Gözüyle Cumhuriyet
Türkiye’si, s. 245-246 Ayın Tarihi, s. 194)
El-Ahram Gazetesi
şöyle yazmıştır; “Mustafa kemal öldü yahut Atatürk öldü. O Türk
milletinin babası ve son asırların yetiştirdiği en büyük adam Türkiye’yi
kıtlıktan kulluktan kurtaran, müstevlilere karşı saldırma ateşini yakan
savaş meydanlarında ona başbuğluk edip kurtulma sahiline çıkaran adam
öldü.
Milletin kendisini can yerine koyduğu her emrine baş eğdiği,
iradesi geri dönmeyen, büyük ıslahatlar yapan, milletini ilerletmesini
bilen adam öldü. Muahedeleri yırtan, devletlerin kararlaştırdıklarını
tanımayan, milletleri hürmet ettiren, milletini de o ihtiram mevkiine
çıkaran, diğer milletlere saydıran adam öldü.
Zayıf, kanadı kırık,
düşkün, yorgun, yokluk, kulluk darbeleri altında inleyen bir milletten
ileri, kuvvetli, muhterem, hep yükselen ve atılgan bir millet meydana
getiren büyük adam öldü. Hakikatte o, bir vatan kurtarmış, bir milleti
ıslah etmiştir. Atatürk’ün adı her Türk medarı hürmet ve iftiharı olarak
kalacaktır. Bugün toprak, kahramanlık destanı dillerde dolaşan bu adamı
içine almış bulunuyor. Fakat tarih onun adını ebedileştirecektir.
Dünyanın bir takım büyükleri
gelmiştir ki, bunlar hayatlarında nice müşküllerle çarpışmış ve son
gayelerine varamamış, ancak öldükten sonra kurdukları eserler
canlanmıştır. Hâlbuki Mustafa Kemal, koyduğu eserin semerelerini gözü
ile gördü, vazifesini tamamladı da dünyadan öyle muvaffak ve muzaffer
olarak çekildi. Bu adamın ölümü dolayısıyla bütün şark âlemi Türk
milletine en derin taziyelerini sunar.”
Yine aynı gazete,
Atatürk’ün hayatından bahsettikten sonra şöyle devam etmiştir; “Dün
ölümünü öğrendiğimiz Atatürk’ün, dünyanın en büyük adamı olduğunu
tarihin kaydetmesi hiç de uzak değildir. O, Hitler’den de Mussolini’den
de, Ruzvelt’ten de büyüktür. Zira onlar medeni, ilerlemiş, muntazam
birer devlet başında bulunuyorlardı. Atatürk’e gelince, bu küçük, kaçak,
sürgün zabit, karşısında halince, siyasetçe, savaşça, iktisatça bitkin
bir millet bulmuştu. Öyle bir millet ki, ona “ölen adam” adı verilmişti.
O bunu topladı ve ona kendi ruhunu verdi. Hayatını geri iade etti.
Fakat nasıl bir hayat... O, hakikaten yeni Türkiye’nin yaratıcısı,
istiklalinin bekçisi, yirmi seneden beri başı idi.”
C- İran Basını
İran
da büyük liderin ölmüş olduğunu bir türlü kabul edememişti. Her ne
kadar Atatürk ölmez cümlesi ve inancı İran halkının gönüllerine ferahlık
vermiş ve teselli olmuşlarsa da Atatürk’ün ölüm haberi geldiği gün
bütün Tahran çok derin bir matem havası içinde sesiz ve hareketsiz bir
belde halini almıştır. Bütün gazeteler, Atatürk’e geniş yer ayırarak,
onun kendi milletine ve bütün insanlığa yaptığı hizmetleri anlatmakla
beraber siyah çerçeveler içinde Atatürk’ün fotoğraflarını basmış, ilk
sayfalarını ona ayırmışlardır. Yazdıkları yazılarda yeni Türkiye’nin
yaratıcısının kahramanlıklarla dolu olan hayatından, yapmış olduğu
muharebelerden, askeri, siyasî ve idari yüksek meziyetlerinden büyük bir
övgü ile bahsetmişler ve İran milletinin onun ölümüne duyduğu üzüntüyü
uzun uzun tasvir etmişlerdir.
Resmi dairelerde bayraklar yarıya
indirilmiş, çalgılı eğlence yerleri susmuştur. O akşam, İran’da çıkan
gazeteler, “Şark Dünyasının Büyük Matemi”, “Cihanın Büyük Kaybı”,
“İnsanlık En Büyük Adamını Kaybetti” başlıkları altında halka bu çok acı
haberi vermişlerdir... Bütün İran, en yakınını kaybetmiş bir insan gibi
müteessir ve gamlı bir havaya bürünmüştür.
Şah Rıza Pehlevi,
milletinin bu samimi ve hakiki acısına önder olmuş ve ülkede bir aylık
bir matem ilan etmiştir. Ayrıca defin merasiminin sonuna kadar İran’da
askeri ve resmi binalardaki ve yabancı ülke temsilciliklerindeki
bayrakların yarıya indirilmesini emretmiş ve bu emir bütün gazetelerde
de ilan edilmiştir. Yine bu münasebetle İran parlamentosu, 17 Kasım’da
Atatürk’ün hatırasına hürmeten özel bir toplantı düzenlemiş, bu
toplantıya İran Şah’ı, bakanlar, yabancı devletlerin Tahran’da bulunan
temsilcileri, bakanlıkların muavinleri, şube müdürleri ve bütün
milletvekilleri katılmıştır.