30 Ekim 2015 Cuma

Batı yolu Türkiye’de siyasal süreç yavaş yavaş yerine oturuyor. AB ve ABD ile ilişkiler ülkedeki tüm siyasal saflaşmaları ister istemez daha da keskinleştiriyor. Uluslararası güç mücadelelerinin uzantısı olarak da değerlendirebileceğimiz iç cepheleşmeler de hızla kurumsallaşıyor.
Türkiye’nin 50 yıllık Küçük Amerika olma süreci, NATO üyeliği ve AB adaylığı, ülkemizi iki başlı tek bir yöne soktu: Batıcılık. Ülkemizde belki de son birkaç yıla kadar tek başlı giden Batıcılık, artık yavaş yavaş iki başlılığa doğru evriliyor.
Türkiye’de Batıcılık akımının geçmişi ise çok daha eski. Daha 1839 Tanzimat Fermanı ile başlatacağımız süreç, ancak 1919 Hareketi ile tam bir kesintiye uğramıştı. Hatta onu bile tam bir kesinti olarak değerlendiremeyiz, çünkü Ulusal Bağımsızlık Mücadelesi’nin pek çok öncüsü de Batıcıydı.
Batıcılık akımı kesin darbeyi, Bağımsızlık Savaşı sürecinde yedi. Türk milletinin kendi azim ve kararlılığına güvenen ve yalnızca ona dayanan Mustafa Kemal Yolu, cephede yedi düveli yenerken, içerde de Batıcı yol önerilerini yıktı.
Savaş, çıplak gerçekti; Batı bizim düşmanımızdı. Elde silah cephede savaşan askere, aslında bizim de Batılı olduğumuz, Avrupa aliesine katılmamız gerektiği propagandası yapmak oldukça komik olurdu. Savaş gerçeği, dostu düşmanı açığa çıkarmıştı.
Atatürk, Türkiye’nin yerinin Batı ailesi olmadığını sadece savaşarak öğrenmemişti. O, Türkiye’nin esaretini, Tanzimat’la başlayan bir sürece bağlıyordu. O’na göre Türkiye, Batılı devletlerin ekonomik esiri durumuna düşürülmüştü. Esir düşen Türkiye, Batılı devletlerin her istediğini yapmak zorunda kalıyordu.
Bu bağımlılık denklemini çözen Mustafa Kemal, Türkiye için yol önerirken, tek bir ana ilke belirledi: Tam bağımsızlık. Tam bağımsızlık derken de ısrarla açıkladı; siyasi, ekonomik, kültürel vs her alanda tam bağımszılık.
Atatürk’ün Cumhuriyet sonrası tüm ilke ve devrimleri ancak bu temel ilke çerçevesinde doğru anlaşılabilir. Kimi aymazların bugün göstermeye çalıştığının aksine, Atatürk, Türkiye’yi medeni Avrupa’ya sokmak için devrim yapmadı. Atatürk Devrimleri, şapka devriminden, harf devrimine, saltanatın kaldırılmasından tekkelerin kapatılmasına, ölçü sistemlerinin değiştirilmesinden yeni takvime, Türkiye’yi Batılılaştırmanın değil, bağımsızlaştırmanın yoluydu.
Tam bağımsızlık yolu
Tam bağımsız Türkiye, ancak iç ve dış engeller yıkıldıktan sonra uyakta durabilirdi. Ülkeyi Batılı güçlerin esaretine iten iç gericilik bu nedenle tasfiye edildi. Yani bugün kimilerinin açıklamasının tam tersine, iç gericilikle mücadelenin nedeni, ülkeyi Batılılaştırmak değil, Batı esaretinden kurtarmaktı.
Bunun sağlamasını yapmak çok kolaydır. Atatürk, Türkiye’ye çağdaşlaşmayı önermiştir. Çağdaşlaşmak derken gösterdiği yol bilimin öncülüğünde ilerlemektir. Yaptıklarına baktığımızda bunu daha net görebiliriz. Atatürk’ün bilim yolu, ülkeyi kendi ayakları üzerinde durur hale getirme yoludur.
Bu uygulamaların başında bulunduğu 15 yıllık süreç bütünüyle değerlendirildiğinde, Atatürk’ün siyasal alanda, Batılı ülkelerle hiçbir ittifak, birliktelik vs oluşum içine girmediğini görürüz. Oysa ki Türkiye’yi Avrupa ailesine sokmak isteyen biri için bu yol o zaman, bugünkünden çok daha fazla açıktı.
Bu bakımdan Atatürk’ün 15 yıllık iktidarı, Türkiye’nin Batı tercihini kullanmadığını gösterir. Bugün Türkiye’ye Batı tercihini, Atatürkçülük adına önerenlerin, bu dönemi bir yere oturtmaları gerekir.
Atatürk’ün ekonomik uygulamalarına baktığımızda da, bugün Batı yolunun temeli gibi gösterilen liberal yoldan oldukça farklı olduğu görülür. Atatürk liberal değil devletçidir. Bu amaçla da Batı ile ilişkilerde kapütülasyonları kaldırmış, borçlanma ile kalkınma yolunu reddetmiş, Batılı sermayeyi kovmuş, ekonomiyi devletçi yola sevketmiştir. Bugün Atatürk’ün arkasına sığınarak AB’cilik yapanların bu dönemi de açıklamaları çok zor.
İdeolojik plana baktığımızda da Atatürk Batıcı bir ideloji ve kültür yaşamı değil, öze dönüş sürecini başlatmıştır. Kimi aşırılıkları olsa bile, Güneş Dil Teorisi’nden Türk Tarih Tezi’ne, Atatürk dönemi fikir yaşamı, Batıya dönük değil Türk’e dönüktür. Kendini Batılı gibi gören bir Atatürk, Batı kültürüne eğilirdi ama o kendini herşeyden önce bir Türk olarak görüyordu.
Dolayısıyla tam bağımsızlığın üç cephesinde de Atatürk tercihini yapmıştı, Batı yoluna karşıydı, Türkiye’yi o yola bilerek sokmadı.
Çağdaşlık yolu
Bugün Atatürk Türkiye’yi çağdaşlaştırdığı için Avrupa’ya yaklaştırdı diyenler, Avrupa gazetelerinde o dönem yazılan Atatürk yazılarını dikkatle okusunlar: Atatürk, o dönemin eşkıyasıdır. Batı medeniyetini tehdit eden Türklerin yeni Attilâsıdır.
Atatürkçülerimiz, Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü yanlış bir bakış açısı ile değerlendirdikleri için, AB’cilerin ve ABD’cilerin tuzağına kolayca düşüvermektedir.
Laiklikten yana olmak, çağdaş olmak, gericiliğe karşı olmak için Avrupalı olmak gerekmez. Mesela Türk tarihinde kurulan İslam öncesi tüm devletler ve imparatorluklar, dinsel devlet değildi, kadın erkek eşitliğine dayanıyordu. Dolayısıyla çağdaşlık Türk’ün tarihidir.
Hatta İslam’la tanıştıktan sonra bile Türkler, İslam’a çağdaş bir yorum getirmişlerdir. Arap vahabiliğinin sapkın İslam’ı ile Türkler’in barışçı İslam’ı bambaşka şeylerdir. O nedenle Anadolu topraklarında yetişen İslam alimleri, yobazlığın değil çağdaşlığın temsilcisidirler.
Bugün medeniyete en uzak akım, Avrupacılıktır. Çünkü Avrupa, kendi içinde Şeriatçı, ırkçı bir oluşumdur. Avrupa’nın kültürel referansı Hırıstiyan taassubu ve ırkçı şartlanmadır. Onların İslam ve Türk düşmanlığı bu nedenledir. Müslüman Türkler ise, her iki referansın da tepkisi ile karşılaştığı için Batılı için en kabul edilemez şeydir.
Bugün çağdaşlık için Avrupa yoluna bu nedenle karşı çıkılmalıdır. Çağdaşlık, insani değerlerin tesisidir. Bu, her toplum için kendi iç yapısına uygun bir şekilde tesis edilir. Türkler çağdaş uygarlığı kendi referansları içinde kuracaklardır. Bu referanslar ise, Atatürk’ün gösterdiği ilkelerdir.
Atatürk’ün yolundan gidecekler ve Atatürk yolunu önerecekler, bu nedenle ne dediklerine ve ne yaptıklarına dikkatle baksınlar.
Sağlamasını yapmak için basit bir örnek verelim. Bugün Avrupalılar Tayyip’i Atatürk’le bir tutuyorlar. Onlar Tayyip’in Türkiye’yi tıpkı Atatürk gibi Avrupalılaştırdığını söylüyorlar.
Eğer Atatürkçülerimiz Tayyip’in Atatürkçü olduğuna, Atatürk’ün yolundan gittiğine inanıyorlarsa, sorun yok, Tayyip’in peşinden Atatürkçülük yapabilirler. Yok Tayyip Atatürkçü değil diyorlarsa, Atatürkçülüğün ne olduğunu bir kere daha sormanın tam vaktidir...

0 yorum :