27 Ağustos 2012 Pazartesi

Kamil Koçtan Bahisle Din

            Kamil Koç seyahat firmasının bir yolcunun namaz kılmak istemesine rağmen isteğine uymaması konu edilerek bir eleştiri ortamı oluşturulmaktadır.

            Aklını kullananlar tarafından bu olay, din vasıtasıyla haksız rekabet yaratarak, ticari kazanç çabası olarak görülmektedir. Bu kesinlikle doğrudur. Benzerlerini Eti-Ülker, Pınar-Aytaç örnekleriyle yıllar boyu yaşadık.

             Ancak gözden kaçan bir nokta vardır ki asıl önemli olanda budur. Kamil Koç seyahat firmasının sahibinin Chp milletvekili olması yararıyla, bir kitleyi, bir düşünceyi, bir siyaseti, bir kurumu din düşmanı, özgürlük düşmanı, millet düşmanı gibi gösterme politikası ve toplum mühendisliğidir. Kemalizm'e, sola, cumhuriyete, türklüğe, aydınlanmaya, bilime hiçbir haklı ve doğru nedeni olmadan, ölçülemez utanmazlık derecesinde belli merkezlerden oluşturularak, yıllardır söylenen benzer yalanlar, halkta bir belli bakış açısı da oluşturmuştur. Bir kalpazanı, vatanı uğruna hayatının baharında şehit düşen evlatlarına kelle diyen bir çukur adamı, birde milliyetçiliğiyle övünen bir toplum tarafından başbakan yapan en temel sebep budur. Böyle çukurları değerli yapan toplumlarında yaşadığı ortam lağımdır.(Arap krallıkları)

            İnsanları mutluluğa, refaha, düzene, adalete, insanlığa ulaştıracak tek yol, hayatında aklı, vicdanı ve bilgiyi rehber edinmeleridir. Aklını kullanan insanlar dinin böyle kullanılmasının ne zaman son bulacağını merakta edebilirler. İnsanlar onun hayatlarının rehberi olarak çöpe atmadan asla son bulmaz. Çünkü din zaten insanları sömürmek için üretilmiş adi bir siyasettir.

22 Şubat 2012 Çarşamba

Ünal Aysal Ders Veriyor Ders!

Sözler iyi kullandığında silahtanda etkili oluyor. Bu açıklama nükleer bomba gibi olmuş. Muhatabını veya rakibini ezip geçiyor. Bayağılık yok, hamaset yok, açık samimiyet var, temenni var. Bir tarafta ağzından salyalar akan Fenerbahçeli yöneticiler. Kendi şike savunmasında 2001 yılında  bütün dünyanın, fifanın, uefanın, bundan yarar ve zarar görenlerin önünde oynanmış Galatasaray- Strum Graz maçını göstererek bundan çare bekleyen başkanı. Bir yanda bu sözlerin sahibi Galatasaray başkanı Ünal Aysal. Galatasaray'la Fenerbahçe'yi ayıran nokta, ne kupalardır, ne şampiyonluklardır, ne maddi gücü, nede taraftar sayılarıdır. Galatasaray'la Fenerbahçe'yi ayıran işte budur. İyiki Galatasaraylıyım. Zaten böyle olduğu için galatasaraylıyım.



Sayın Aziz Yıldırım,
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı

Bugüne kadar gerek soruşturma aşamasında, gerekse adli makamlara intikalinden sonra bu davanın hukuki sonuçlarını etkileyebilecek en küçük bir imâda dahi bulunmaktan kaçındım, kaçındık. Olayın Galatasaray’ı ilgilendiren yegane boyutu ve tüm çabalarımız, bu konuda karar alması gereken özerk kurumların gecikmeleri durumunda Galatasaray ve Türk takımlarının bir zarar görmesi tehlikesine karşı ilgili mercileri uyarmaktan ibaret oldu.
Hatırlamanız gerekir, 3 Temmuz’dan 24 saat sonra yaptığımız açıklamada tüm Galatasaray camiasından rekabet duyguları içinde hareket etmemelerini ve soğukkanlılıklarını muhafaza etmelerini özellikle rica etmiştim. Bunu spor anlayışımın gereği olduğu kadar toplumsal aşırılıkları önceden engellemek ve meseleyi tırmandırıp nefret duygularının tırmanmamasını sağlamak için yaptım.
Sayın Yıldırım, sizin Başkan olarak temsil ettiğiniz kurum bir spor kulübü, herhangi bir şirket değil. Dolayısıyla sadece yargı kurumlarına ve ceza yasalarına tâbi değilsiniz. Ülke içinde TFF ve uluslararası alanda UEFA ve FIFA kurallarına tâbisiniz. Eğer bir spor kulübü değil de, bir özel şirket söz konusu olsaydı sportif kararlar için davanın sonunu beklemek en doğal hakkınız olurdu. Ama ne yazık ki taşıdığınız sıfat, temsil ettiğiniz kurumun başka sorumlulukları ve futbol dünyasının başka kuralları var.
Belirtmeliyim ki, savunmanızın size yapılan itham ve suçlamalar üzerine kurulmuş olmasını beklerdim ve emin olunuz bu iddiaların haksız olduğunu teker teker kanıtlamanız bir spor adamı olarak beni sadece sevindirirdi. Ne yazık ki, daha ilk günden itibaren yanlış bir yol izlemektesiniz. Galatasaray başta olmak üzere başka kulüpleri de suçluymuş gibi gösterme çabalarınız, hukuk bilgime dayanarak söylüyorum, sizi de, kurumunuzu da temize çıkarmaz. Üstelik spor dünyamız açısından tam da engellemek istediğim o nefret duygularını pekiştirir. Başarıya ne denli tutkulu bir insan olduğunuzu tahmin edebiliyorum. Ama kurumlarımızın başarısının ötesinde topluma karşı önemli sorumluluklarımız var ve bu yönde çağdaş değerleri benimsemiş olmamız gerekir. Bu açıdan kendinizi kurtarmak için bile olsa 107 senelik şerefli tarihimize dil uzatarak ve mesnetsiz iftiralarla “leke bulaştırma” yönteminin size hiçbir faydası olmayacağı gibi son derece tehlikeli neticeler doğuracağını özellikle hatırlatmak isterim.
Sayın Yıldırım, sizi destekleyen saf ve temiz taraftarlarınız, etkinizdeki bazı medya mensupları ne denli alet olurlarsa olsunlar, bizlerin görevi onları kullanıp başkalarına çamur atarak futbolumuzu daha da kirletmek değil, temize çıkması için gayret sarfetmektir.
Suçsuzluğunuzu kanıtlayıp bir an önce özgürlüğünüze kavuşmanızı dilerim.
Ünal Aysal
Başkan
Galatasaray Spor Kulübü

21 Şubat 2012 Salı

Söz Uçar Yazı Kalır Hakan Ünsal !

 21 Şubat 2012 tarihli Zaman

Galatasaray'ın efsane isimlerinden Hakan Ünsal, futbol oynadığı dönemde odasında 'takke ve seccade' bulunması sebebiyle 'cemaatçi' olarak suçlandığını ve kadro dışı bırakıldığını söyledi. O dönemde çok büyük sıkıntılar yaşadığını dile getiren Hakan Ünsal, "Kadro dışı bırakıldığımızda bize yemek de vermediler" dedi.

TRT 1'de yayınlanan 'Zirvedekiler' adlı programın konuğu olan Hakan Ünsal, Galatasaray'da oynadığı 2001'de inancından ötürü çok büyük baskı gördüğünü anlattı. "O dönem insanların manipüle edildiği ve korkutulduğu bir dönemdi." ifadelerini kullanan Ünsal, odasında 'takke ve seccade bulunması' ile 'altyapıdaki oyuncuları dinî yönden örgütledikleri' gerekçesiyle baskı altında tutulduklarını bildirdi. Ünsal, altyapıdaki oyunculardan bazılarının kendilerinden etkilendiğine ve cuma namazına gitmeye başladığına dikkat çekerek, "Altyapıdaki çocuklar namaz kılmaya başladı; ancak bunun bizimle hiçbir alakası yok. 14-16 yaşındaki çocukların, UEFA şampiyonu olmuş, Süper Kupa'yı kazanmış başarılı milli takım oyuncularını örnek alması kadar doğal bir şey olamaz." şeklinde konuştu.

Ünsal, 'dinî içerikli iddialar'dan ötürü Galatasaray yönetimince diğer arkadaşlarıyla kadrodan çıkarıldıklarına dikkati çekerek, daha sonra altyapıyla antrenmanlara katılmaya başladıklarını söyledi. Kadro dışıyken yemek yiyemediklerini dile getiren Ünsal, "Bize verilecek yemekler ya sayılı getirildi veya hiç verilmedi. Bunları bize yaşatan insanların çıkıp 'ben bunları yaptım' şeklinde konuşmaları da işin enteresan tarafı." açıklamasını yaptı. Ünsal, tüm sıkıntılara rağmen olayların çok güzel şekilde neticelendiğini aktardı ve İngiltere Premier Lig takımlarından Blackburn Rovers'a transferinin kendisini mutlu ettiğini kaydetti. Transferini, "İlahi adalet tecelli etti." şeklinde değerlendiren Ünsal, o dönemde kötü bir davranışta bulunmadığını ve bu yüzden iyi bir transferle futbol hayatına devam ettiğini vurguladı.

Hakan Ünsal, yabancı ülkelerde futbolcuların dinî inançlarına büyük saygı gösterildiğine ve bu konuda destek verildiğine işaret etti. 2001'de Barcelona deplasmanına gittiklerini hatırlatan Ünsal şöyle devam etti: "Nou Camp Stadı'nda soyunma odasından çıkıp merdivenlerden aşağıya indiğimizde sağ tarafta camekanlı bir kapı bulunuyordu. Buranın oyuncular için hazırlanmış küçük bir kilise olduğunu öğrendik. Futbolcular oraya girip inancı doğrultusunda dua edip maça çıkıyor. Biz ise odamızda seccade bulundurduğumuz için dünyanın en büyük suçunu işlemiş gibi lanse edildik."
 Zaman
 11 Aralık 2001 tarihli Hürriyet
Cimbom'da öfke
G.Saray Yönetim Kurulu, 5 yıl aradan sonra ilk kez futbolculara ceza verdi.
1- Sözleşme yenilemekten kaçınan Hakan Ünsal ve Bülent Akın, yarın akşama kadar imza atmadıkları taktirde kadro dışı bırakılacak.

2- Ankaragücü karşılaşmasında sahaya çıkan tüm futbolculara ve teknik heyete maç primi tutarında para cezası verildi.

3- Ümit Karan, Hakan Ünsal, Arif ve Suat, saha içindeki performansları ve disiplinsiz hareketleri nedeniyle uyarıldı.

Ankaragücü yenilgisinin ardından dün akşam toplanan Galatasaray Yönetim Kurulu şok kararlar aldı. 5 yıl aradan sonra ilk kez futbolculara ceza veren yönetim, bazı oyunculara da ultimatom verdi. Sarı kırmızılı yönetimin aldığı kararlar şöyle:

èSözleşmelerini yenilemekten kaçınan Hakan Ünsal ve Bülent Akın'a yarın akşama kadar süre tanındı. İki futbolcu, belirlenen süre içinde imza atmadıkları taktirde kadro dışı bırakılacak ve perşembe gününden itibaren PAF takımı ile antrenmanlara çıkarılacak.

HAKAN’A 25 BİN DOLARè Hakan Ünsal'a Barcelona maçında gördüğü kırmızı kart ve sonrasındaki disiplinsiz davranışları nedeniyle ağır para cezası verilecek. Ceza miktarı bu futbolcunun maç başına aldığı ücretin 2 katını geçmeyecek şekilde en fazla 25 bin dolar olacak.

è Ankaragücü karşılaşmasında sahaya çıkan futbolculara ve teknik heyete, bu maçta elde edilen başarısız sonuç ve taraftarı üzen ‘‘utanç verici futbol’’ nedeniyle maç primi tutarında para cezası verildi.

è Ümit Karan ve Hakan Ünsal, performansları ve saha içindeki hareketleri nedeniyle uyarıldı. Ayrıca takım içinde ağabeylik görevlerini yerine getirmeyen ve sorun çıkaran Suat ve Arif'e son bir şans verildi. Dört futbolcu, kendilerine çekidüzen vermedikleri taktirde ligin ikinci yarısından itibaren kadro dışı bırakılacak.

è Ankaragücü maçında kırmızı kart gören Emre ile Barcelona maçında kırmızı kartla oyun dışı kalan Capone'ye kartları pozisyon gereği olduğu için ceza verilmedi.

Teknik Direktör Mircea Lucescu, bugün futbolcularla bir toplantı yaparak, Yönetim Kurulu'nun aldığı kararları değerlendirecek. Futbolcular, ilk yarının kalan 2 maçında başarılı oldukları taktirde Ankaragücü yenilgisi nedeniyle verilen cezalar kaldırılabilecek. Ancak bunun için Lucescu'nun da onay vermesi gerekiyor.

PERDE ARKASI

Eskiler gidecek

G.Saray yönetimi, Suat, Arif ve Hakan’ı tamamen gözden çıkarırken, Lucescu’yu da sert bir şekilde uyardı.

G.Saray Yönetim Kurulu, tarihi bir operasyon için düğmeye bastı. Tüm takıma ceza yağdıran yönetimin, bazı futbolcuları da tamamen gözden çıkardığı öğrenildi. Dün akşam yapılan toplantıda yöneticilerin, eski takımdan kalan Suat, Arif ve Hakan Ünsal'ın gönderilmesi konusunda görüş birliğine vardığı belirtildi.

Yöneticilerin bu kararı almasında, bu futbolcuların disiplinsiz davranışlarının büyük rol oynadığı ifade edildi. İddialara göre, Suat, Arif ve Hakan, Teknik Direktör Lucescu'nun üzerinde baskı kurup, Rumen hocanın otoritesini yıkmaya çalışıyorlar. Ayrıca alacaklar konusunda yönetime en çok sorun çıkaranların bu üçlü olduğu bildirildi. Yöneticilerin, Lucescu'yu da uyarıp, ‘‘İyi niyetin dozunu ayarlayamıyorsun. Futbolcular üzerinde otoriten kalmadı’’ dedikleri öğrenildi.

26 Aralık 2001 tarihli Zaman
Hakan Ünsal, Lens’le anlaştı
Galatasaray’ın kadro dışı bıraktığı Hakan Ünsal, Fransa’nın Lens kulübüyle prensipte el sıkıştı. İki kulüp yöneticileri de anlaşma sağlarsa yıldız futbolcu ikinci yarıda Fransa’ya gidecek.
Galatasaray yönetiminin kulüple anlaşmadığı gerekçesiyle kadro dışı bıraktığı Hakan Ünsal, dün Fransa’nın Lens kulübü yöneticileriyle yaptığı görüşme sonrasında prensipte anlaşmaya vardı. Ocak ayı içerisinde Lens kulübü yetkilileriyle Sarı–Kırmızılı kulübün yöneticileri bir araya gelerek transfere son noktayı koyacaklar. Sızan bilgilere göre yıldız futbolcunun ikinci yarıda Fransa’nın Lens kulübünde forma giymesine kesin gözüyle bakılıyor. Genç futbolcunun bu transfer karşılığında ne kadar alacağı ise belirsizliğini koruyor. Hakan Ünsal, kadro dışı bırakıldıktan sonra Avrupa’nın çeşitli kulüpleriyle menajerleri aracılığıyla görüşüyordu. Hakan’ın bonservisinin sezon sonunda elinde olacak olması Avrupa kulüpleri açısından da büyük avantaj olarak görülüyor. G.Saray yönetimi ise elini çabuk tutarak bu transferden para koparmak istiyor. Hacı Hasdemir, İstanbulGalatasaray yönetiminin kulüple anlaşmadığı gerekçesiyle kadro dışı bıraktığı Hakan Ünsal, dün Fransa’nın Lens kulübü yöneticileriyle yaptığı görüşme sonrasında prensipte anlaşmaya vardı. Ocak ayı içerisinde Lens kulübü yetkilileriyle Sarı–Kırmızılı kulübün yöneticileri bir araya gelerek transfere son noktayı koyacaklar. Sızan bilgilere göre yıldız futbolcunun ikinci yarıda Fransa’nın Lens kulübünde forma giymesine kesin gözüyle bakılıyor. Genç futbolcunun bu transfer karşılığında ne kadar alacağı ise belirsizliğini koruyor. Hakan Ünsal, kadro dışı bırakıldıktan sonra Avrupa’nın çeşitli kulüpleriyle menajerleri aracılığıyla görüşüyordu. Hakan’ın bonservisinin sezon sonunda elinde olacak olması Avrupa kulüpleri açısından da büyük avantaj olarak görülüyor. G.Saray yönetimi ise elini çabuk tutarak bu transferden para koparmak istiyor.

Hacı Hasdemir, Zaman, İstanbul


             Türk milletine ve cumhuriyetine, onun uygar ve bağımsız değerlerine ve kurumlarına, emperyalizm uşaklarının yaptığı saldırıları biliyoruz, izliyoruz. Yapılan akıl dışı, gerçek dışı haberlere, yorumlara, suçlamalara artık şaşırmıyoruz, alıştık. İslami, faşist, ilkel, iki yüzlü bu kitlenin utanma denen insan davranışından mahrum olduğunu bildiğimiz için her şeyi yapabileceklerinide bekliyoruz...

              Bunlardan bir tanesi daha. Hakan Ünsal tarafından dillendirildi. Bunada şaşırmadım. Ancak aradan 11 yıl geçmiş olsada, söz uçuyor yazı kalıyor. Ve bu üç yazı Hakan Ünsal'ın utanmadan yalan söylediğini açıkça ortaya koyuyor.

             Birde bilen bilir. Metin oktay tesislerinin bir tarafında beyti restorant, diğer tarafında kaşıbeyaz restorant vardır. Yürüme 1-2 dk. Milyon dolarlar kazandınız. Yanıbaşınızda iki süper restoran. Yok bize yemek verilmedi. Yok sayılı verildi. Hakan Şükür'de uefa kupası sonrası 3 ay bütün televizyonlarda Fatih Terim X5 sözü verdi diye ağlamıştı. Arkadaş ne kadar açmışsınız ya. Allah gözünüzü doyursun.

26 Ocak 2012 Perşembe

8-0’ın Gerçek Hikayesi

O sezon, son maçlardan önceki tabloya bakalım:
Galatasaray’ın attığı 66, yediği 21, averajı 45...
Beşiktaş’ın attığı 65, yediği 22, averajı ise 43...
Galatasaray’ın hem 2 gol artı averajı, hem de gol fazlası avantajı vardı.
son maçlarda, Galatasaray ankaragücü’ne 2 fark yapsa, Beşiktaş’ın Gençlerbirliği’ne 5 fark yapması gerekiyordu.
yani averaja ihtiyacı olan Beşiktaş’tı.

Ama oyle bir ortam yaratilmaya calisildi ki yillarca sanki Galatasaray’in sampiyon olmasi icin Ankaragucu’nu 0-8 yenmesi gerekiyormus gibi bir sonuc cikti.

Yukaridaki averaj durumundan da anlasilcagi uzere Galatasaray 2 farkla yense Besiktas’in 5 farkla yenmesi gerekiyordu.
Bu durumda galatsaray 2-0 yense Besiktas 5 farkla kazansa Besiktas’in sampiyonlugu ak sut gibi helal olacakti, kimse saibe konusmayacakti. Tabi, koskoca, anli sanli Besiktas Klubu hic sike yaparmiydi?

Bu mac ile ilgili baska bilgiler;

galatasaray, o sezon ankaragücü’nü istanbul’da 3-0, ankara’da, ligin son maçında 8-0 yendi.
11 gol attı, hiç gol yemedi.
averajla şampiyon oldu...
beşiktaşlılar’a göre, ’şaibeli şampiyon’ oldu.
* * *
beşiktaş, o sezon ankaragücü’nü istanbul’da 4-0, ankara’da, ligin bitimine haftalar kala 6-0 yendi.
10 gol attı, hiç gol yemedi.
averajla ikinci oldu...
yine beşiktaşlılar’a göre, ’şerefli ikinci’ oldu.


10 gol atip hic gol yemeyen Besiktas alninin akiyla, 11 gol atip hic gol yemeyen galatasaray saibe ile atiyor bu golleri.

22. hafta (13-14 mart 1993)
ankaragücü sk - beşiktaş jk istanbul : 0-6
altay sk izmir - kocaeli sk izmit : 1-2
aydın sk - fenerbahçe sk istanbul : 0-2
trabzon sk - bursa sk : 3-0
konya sk - gençlerbirliği sk ankara : 1-1
gaziantep sk - kayseri sk : 2-1
sarıyer sk istanbul - karşıyaka sk izmir : 3-0
galatasaray sk istanbul - bakırköy sk istanbul : 3-0


24. hafta (3-4 nisan 1993)
trabzon sk - kocaeli sk izmit : 0-1
bursa sk - fenerbahçe sk istanbul : 2-1
galatasaray sk istanbul - gaziantep sk : 3-0
aydın sk - beşiktaş jk istanbul : 1-1
altay sk izmir - gençlerbirliği sk ankara : 2-0
konya sk - kayseri sk : 0-0
ankaragücü sk - karşıyaka sk izmir : 0-5
sarıyer sk istanbul - bakırköy sk istanbul : 0-1


27. hafta (9 mayıs 1993)
beşiktaş jk istanbul - fenerbahçe sk istanbul : 2-0
karşıyaka sk izmir - trabzon sk : 3-2
gençlerbirliği sk - ankara bursa sk : 2-2
bakırköy sk istanbul - altay sk izmir : 1-0
gaziantep sk - ankaragücü sk : 1-2
sarıyer sk istanbul - konya sk : 3-0
kayseri sk - aydın sk : 1-1
kocaeli sk izmit - galatasaray sk istanbul : 0-0


30. hafta ( 30 mayıs 1993)
ankaragücü sk - galatasaray sk istanbul : 0-8
aydın sk - sarıyer sk istanbul : 2-0
beşiktaş jk istanbul - gençlerbirliği sk ankara : 3-1
trabzon sk - gaziantep sk : 6-2
fenerbahçe sk istanbul - kayseri sk : 3-2
kocaeli sk izmit - karşıyaka sk izmir : 0-0
bursa sk - bakırköy sk istanbul : 3-0
altay sk izmir - konya sk : 2-1

bunun yaninda zalad isimli kaleci , bu macta ilk yarida gorev alip 4 gol yemistir.

ayni Ankaragucu’nun o sezon Karsiyaka’ya 7-0 , Besiktas’a 6-0 yenilmesi sadece tesaduflerden ibarettir Smile

1992/93 sezonunun son maçında averajın belirleyeceği şampiyonluğun iki adayının da ankaralılarla karşılaşıyordu. Gençlerbirliği son haftaya girerken dört-beş as oyuncusunu kadro dışı bırakıp maça üçüncü kalecisiyle çıkmıstı. son haftada gençlerbirliği Istanbulda Beşiktaşa sadece 3-1 yenildi, Ankaragücü ise Ankara;da Galatasaray;a 8-0 gibi spektaküler bir sonuçla mağlup oldu.

fakat o zamanki olaylarda diger bir ilginclik , mactan sonra o zamanlar Genclerbirligi sonradan Fenerbahce formasini giyen Kemalettin isimli futbolcunun bir gazeteye* ’besiktas maci satin almisti biz vermedik,bunu goren antrenorumde beni 2.yari da oyundan aldi’ seklinde aciklamada bulunmasidir.gercektende macin ilk yarisi 1-1 iken , mac 3-1 sona ermistir.bu da unutturulmak istenen,hic uzerinde durulmayan bir hadisedir.


Yine ayni site’de buldugum ilginc bir Zalad roportaji;

10 yıl önce yaşanan bu olayların üzerindeki sis bulutları bir türlü dağılmadı. herkes a.gücü kalecisi zaladın 8 golün hepsini yediğini belleğine kazıdı ve yugoslav kaleciyi şikecilikle suçladı. ne zaman şike olayları konuşulsa rade zalad ismi gündemin ilk sırasına taşındı. o ise 10 yıldır hiç konuşmadı ve belgradtaki sakin yaşantısına devam etti. son iki yıldır sırbistan karadağ ümit milli takımının kaleci antrenörlüğünü yapan zaladı uzun uğraşlar neticesinde belgradta bulduk. konuşmaya razı edene kadar epey ter döktük; ama ağzını açtığında da anlattıkları karşısında küçük dilimizi yutmamak için kendimizi zor tuttuk. 1986da eskişehirsporla türkiye serüvenine başlayan, iki sezon beşiktaşta harika performans göstermesine rağmen a.gücüne gönderilen ve o unutulmaz g.saray maçından sonra ülkeyi terk eden kaleci zalad, şike olaylarından sinan engine, beşiktaştan aldığı teşvik primi teklifinden, 100. yıl formasında isminin neden yer almadığına kadar her şeyi sporvizyona anlattı.

sizi türkiyeye prekazi mi getirmişti?

1986 senesinde ben priştina takımında kiralık olarak oynuyordum. prekazi de g.alatasaray’a transfer olmuştu. bir gün ailesini ziyaret için yugoslavyaya gelmişti. zaten biz prekazi ile 8 yıl partizanda oynadığımız için çok iyi arkadaştık. bana türkiyeye gelmek isteyip istemediğimi sordu. sonra da eskişehirspordan teklif geldi.

beşiktaşa geçişiniz milutinoviç sayesinde mi oldu?
eskişehirsporda çok iyi bir sezon geçirdikten sonra beşiktaşa transfer oldum. ancak ben geldiğimde milutinoviç gitmiş, yerine gordon milne gelmişti. beşiktaşta iki sezon üst üste 2. olduk. türkiye kupası finalinde f.bahçeyi ferdinandın attığı golle yenip kupayı kazandık. 1989-90 sezonunda ise ankaragücü ile anlaştım ve 1993e kadar ankarada oynadım.

1992-93 sezonunun son haftasında g.saray ile ankarada oynadığınız ve 8-0 yenildiğiniz maçı hatırlıyor musunuz?
hatırlamaz olurmuyum. 20 yıllık profesyonel futbol yaşantımı o maçta noktaladım.

neden?
g.saray maçında ilk yarı oynadım ve 5-0 öndelerdi. hocamız tınaz tırpandı. ilk devre bitti, soyunma odasına girdik. ben eldivenlerimi çıkartıp tınaz hocaya verdim ve, hoca buraya kadarmış. herkese teşekkür ediyorum. güzel günlerim geçti; ama yarın gazetelerde bu maçla ilgili iğrenç yorumlar yapılacak. ben futbolu bırakıyorum dedim. 2. yarıda kaleye arif geçti. 3 tane de o yedi. ama herkes o 8 golü benim yediğimi zannediyor.

peki, o maçtan önce hiç şike teklifi geldi mi?
kesinlikle almadım. ama g.saray maçında ben takımdaki hiçbir arkadaşımı suçlamıyorum. keşke ben o gün 4 penaltı kurtarsam, harika oynasam ve maçı kazansaydık. ben hâlâ o maçı düşünüyorum. şimdi beşiktaşın menajeri olan sinan engin de a.gücünde oynuyordu. bana g.saray maçından önce geldi ve, eğer sen bu maçta iyi oynarsan seni beşiktaşa kaleci antrenörü olarak alacaklardedi. ben de ona, “bana ne kaleci antrenörlüğünden dedim.

neden a.gücü o kadar kötü oynadı?
biz g.saray maçından önceki dört haftada üç galibiyet almış ve ligde kalmayı garantilemiştik. özellikle sarıyeri yendikten sonra bütün takımda bir rehavet oldu. as oyuncuların çoğu ufak tefek bahanelerle idmanlara çıkmıyordu. kendilerini hiç zorlamadılar. zorladıklarında da adale çekmesini bahane edip idmanı bıraktılar. ayak tenisi oynayıp maçı bekliyorlardı. zaten g.saray maçından önce de tüm basın bu maçta şike olacağını yazarak gündem oluşturmuştu. biz o maçı 2-0 kaybetsek de şike konuşulacaktı.

yani, o maçtan önce takım arkadaşlarınız iyi hazırlanmadılar.
evet. ben 10 yıldır kendi kendime,çok aptalmışım.” diyorum. çünkü ben de sakatım deyip kulübede oturabilirdim. ama ben futbolu çok seviyordum. diğerleri gibi idman yapmamazlık etmedim. sahaya çıkanlar sahtekâr oldu, çıkmayanlar aslan oldu.

kadroda sen, sinan engin ve fikret vardı. üçünüz de beşiktaşta oynamıştınız.
evet. sinan zaten birkaç hafta önceden beri sakattı. fikret de o hafta sakatım dedi. biz zaten beşiktaş şampiyon olsun istiyorduk.

beşiktaşı tutuyordunuz yani.
tabii ki. ben hâlâ beşiktaşı tutuyorum. onlar geçen sene şampiyon oldular, ben çok sevindim.

peki, sizin için 10 yıldır şike suçlaması yapılıyor. neden bugüne kadar hiç konuşmadınız?
kimse bana sormadı ki. hep kendi bildiklerini yazdılar. ben beşiktaşlıyım. beşiktaşta tam 120 maç oynadım. ben hiçbir zaman bu konulara girmek istemedim. çünkü 1986da g.saray-eskişehir maçında prekazi bana gol atmıştı, o zaman gazetelerde, prekazinin çocukluk arkadaşı olduğu için gol yiyor diye yazılar yazılmıştı. ya kardeşim prekazi, kariyerinde yüzün üzerinde frikik golü attı. monacoya da orta sahadan attı. o zaman monaconun kalecisi de mi şike yaptı?

g.saray maçında yediğiniz gollerde hatanız yok muydu?
daha 35. dakikada 5-0 olmuştu. belki 5. golde daha iyi hamle yapabilirdim. orta saha çizgisini biz belki de hiç geçemedik. g.saraylı futbolcular orta çizgiyi geçtiklerinde benimle karşı karşıya kalıyorlardı. ama ben hayatım boyunca o maçta oynayan futbolcu arkadaşlarımı suçlamayacağım. ben hata yapabilirim ama 20 yıllık futbol hayatım boyunca kötü niyetle sahaya çıkmadım. maç 5-0 olduğu anda çok fena oldum. çünkü yarın türkiyede neler olacağını biliyordum. onun için devre arası futbolu bırakma kararı aldım.

ben de buraya gelirken sizin için biraz önyargılıydım işin açıkçası.
türkiyede 7 yıl oynadım. en iyi yabancı kaleci seçildim, en az gol yiyen kaleci olarak sezon bitirdim. eskişehir, beşiktaş ve a.gücünde üç tane başbakanlık kupası kazandım. geriye dönüp baktığımda yaptıklarımla gurur duyuyorum. çünkü yüzde bir milyar biliyorum ki ben hiçbir zaman yanlış bir şey yapmadım.

sana karşı türk medyası neden cephe alsın ki?
o dönemlerde yugoslavyada savaş çıkmıştı ve türkiyedeki gazeteler benim aleyhimde çok politik haberler yapıyordu. benim çocuğum ankarada doğdu. türkiyeyi kendi ülkemden ayırmıyorum. ama benim aleyhimde, sırp askerlerine yardım yapıyor. silah alıyor diye de yazdılar. benim müslümanlara karşı en küçük bir saygısızlığım ve kötülüğüm mü oldu ki? olmadı.

100. yıl anısına yaptırılan ve beşiktaşta forma giymiş bütün futbolcuların isimlerinin yazılı olduğu formada sizin adınız yoktu.
hayatım boyunca en büyük acıyı o gün çektim. bunu kim yaptıysa günahını da o çeksin. ben beşiktaş formasıyla tam 120 tane maç oynadım. bunlar tarihte yazılı. ben o dönemde ligde en çok maç oynayan yabancı oldum. iki yıl boyunca bir dakika bile eksiğim yok. bütün maçları oynadım. bunu yapan yöneticiyi de biliyorum. ben beşiktaşta oynarken g.saray maçlarında prekazi ile selamlaşamıyordum. çünkü o zamanlar yönetici olan insan beni şike yapmakla suçluyordu. sinan engin de a.gücündeydi ve bütün olup bitenleri biliyordu.

türkiyede ne zaman şike olayları konuşulsa hep sizin adınız gündeme geliyor. peki, sinan engin tüm olup bitenleri neden hiç açıklamadı?
açıklamıyor, çünkü şu anda beşiktaştan ekmek yiyor. nasıl olsa zalad 2 bin kilometre uzakta, duymaz, görmez zannediyor, ondan konuşmuyor. sinanla her zaman iyi diyaloglarım oldu. geçen sene o formalar yapılırken sinan konuşabilirdi; ama yönetimle karşı karşıya gelmek istemedi. üç-beş maç forma giyenlere saygı gösteriyorlarsa, benim 120 maçıma daha çok saygı duymaları gerekirdi.

hiç şikeyle karşı karşıya geldiğiniz olmadı mı?
1990-91 sezonuydu. f.bahçe ile beşiktaş çekişiyor. a.gücü de f.bahçe ile istanbul’da oynayacak. o hafta da annem ve kayınvalidem belgradtan geliyordu. onları karşılamaya gittim. sonra da beşiktaşlı olan çok iyi bir dostumla yemek yedik. yemek esnasında ismini veremeyeceğim dostum bana o dönemler beşiktaşın popüler yöneticilerinden birinin çekini uzattı. çekin üzeri boştu. dostum, eğer f.bahçe maçında iyi oynayıp gol yemezsen, çeki kendin dolduracakmışsın dedi. yemek masasında daha çorbalarımızı içiyorduk ve ben hanımla anneme,kalkın, toparlanın, hemen ankara’ya gidiyoruz dedim ve çeki yırtıp attım. ben paramı kulübümden alıyorum. söyle o yöneticiye o parayı kimsesiz çocuklara versin. deyip ankaraya döndüm.

UltrAslan.com

20 Ocak 2012 Cuma

Aydınlar ve Federasyon Mahkemelik


"Sonunda bu da oldu, bir grup futbolsever, Türk Ceza Yasası'nın Görevi Kötüye Kullanma Suçu Çerçevesinde, Futbol Federasyonu yönetimini savcılığa şikayet etme kararı aldı.
Aralarında değerli hukuk adamlarının da bulunduğu (adı bizde saklı) bir grup futbolsever Mehmet Ali Aydınlar ve ekibini, şike-teşvik soruşturması ve topluma mal olmuş kişilere futbolun içindeki kişilerce edilen küfürlere 'kayıtsız' kalması suçlamasıyla mahkemeye verecek.
Cuma günü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilecek dilekçenin bir örneğini www.medyaspor.com ele geçirdi.
İŞTE O AYRINTILAR
İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKÂYETÇİ: isim soyadı
açık adres

ŞÜPHELİLER :1. Mehmet Ali AYDINLAR (Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

2. Göksel GÜMÜŞDAĞ (Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekili)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

3. Lutfi ARIBOĞAN (Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekili)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

4. A. Hüsnü GÜRELİ (Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

5. M. Kemal OLGAÇ (Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

6. Erhan KAMIŞLI (Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

7. M. Kemal Olgaç (Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

8. M. Cüneyt TANMAN (Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

9. Yunus EGEMENOĞLU (Türkiye FutbolFederasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

10. Servet YARDIMCI (Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

11. Mehmet BAYKAN (Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

12. M. AkifÜSTÜNDAĞ (Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

13. ErgünTEKİN (Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

14. Erdal ATALAY(Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

15. Arif KOŞAR(Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

16. HakanKANIK (Türkiye Futbol Federasyonu Üyesi)
İstinye Mahallesi, Darüşşafaka Caddesi No:45 Kat: 2-3 İstinye / İstanbul

SUÇ : Görevi Kötüye Kullanmak

EYLEM : Yasal yükümlüğü ve görevi olduğuhalde bilerek ve isteyerek “idari karar alma” ve “icra
görevini” yerine getirmemek ve bu suretle kamusal ve bireysel zarara sebep olmak.

SUÇ TARİHİ :Temmuz 2011 – Ocak 2012 (eylem halen sürmektedir)

DAYANAK :Türk Ceza Kanunu, 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonunun Kuruluş ve Görevleri
Hakkındaki Kanun, Uluslararası Sözleşmeler ve ilgili iç hukuk düzenlemeleri

I - GİRİŞ

1. Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulunun Hukuki Durumu veSorumlulukları

Bilindiği gibi ülkemizde futbol sporunun ve oyununun (kısacası futbol faaliyetlerinin) milli ve milletlerarası kurallara göre örgütlenmesi ve yürütülmesi, Türkiye Futbol Federasyonu Teşkilatı altında düzenlenmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu futbol faaliyetlerinin amir kurumu olup, Türkiye’yi bu spor ve faaliyet alanında ulusal ve uluslararası sahada temsil yetkisini haiz, özel hükümlere tabi, özerk ve görev ve yetkileri kanunla tertip edilmiş bir kurumdur (5894 Sayılı Kanun, Madde 1).

Türkiye Futbol Federasyonu başta 5894 sayılı yasa ve bağlı yönetmelikler çerçevesinde görevini yürütürken sadece bu mevzuata değil, genel hukuka ve yasaların emredici hükümlerine göre hareket etmek zorundadır.

Bu çerçevede Türkiye Futbol Federasyonu yönetim organları tarafından gerçekleştirilen işlemlerin niteliği kamusaldır ve bu kurumun yöneticileri, yürüttükleri işlerin hukuka uygunluğu kapsamında kamusallık ilkesine bağlıdırlar ve bu ilke altında hukuki ve cezai sorumluluk taşımaktadırlar.

Türkiye Futbol Federasyonu bunun yanısıra özellikle uluslararası spor teşkilatları ile (UEFA, FIFA ve bu kurumların idari ve yargısal alt kurumları) bağlı olunan milletlerarası sözleşmeler gereğince, genel kabul görmüş olan milletlerarası futbol oyun kurallarını, bunun ötesinde de futbolun sağlıklı oynanabilmesi için düzenlenmiş idari, cezai ve etik kuralları uygulamak mecburiyetindedir.

Nitekim 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonunun Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 3. maddesinde Federasyonunun (TFF) görevleri şöyle sayılmıştır:

MADDE 3 – (1) TFF’nin görevlerişunlardır:

a) Türkiye’deki her türlü futbol faaliyetini yürütmek, düzenlemek ve denetlemek.

b) Futbolun gelişmesini ve yurt sathına yayılmasını sağlamak.

c) FIFA ve UEFA’nın yetkili organları tarafından konulan kuralların gereği gibi uygulanmasını sağlamak, ulusal talimatlar hazırlamak ve Türkiye’yi futbol ile ilgili konularda yurtdışında temsil etmek.

ç) Yurt içi ve yurt dışı futbol faaliyetleri için plan, program, benzeri her türlü düzenlemeyi ve anlaşmayı yapmak ve başarılı sonuçlar sağlanması için gerekli tedbirleri almak.

d) Her düzeyde müsabakalar düzenlemek ve milli takımlar ile kulüp takımlarının uluslararası müsabakalara katılması ve mücadele edebilmesi için gerekli tedbirleri almak.

e) Fair Play kurallarına uygun olarak bağlılık, dürüstlük ve sportmenlik prensiplerini gözetmek.

f) Üyelerinin, kulüplerin, futbolcuların,hakemlerin, yöneticilerin, teknik direktör ve antrenörlerin, sağlık personelleri, futbolcu temsilcileri ve müsabaka organizatörleri ile diğer tüm ilgililerin FIFA, UEFA ve TFF tarafından konulan statü, talimat ve düzenlemeleri ile bunların yetkilikurulları tarafından verilen kararlara uymalarını sağlamak.

g) Şiddet, şike, teşvik primi,ırkçılık, doping ve her türlü ayrımcılıkla mücadele etmek.

ğ) Futbolu geliştirmek amacıyla; amatör futbol spor kulüp ve federasyonları ile bünyesinde futbol branşı bulunan engelliler spor federasyonlarına her türlü ayni ve nakdi yardımda bulunmak.

2. TFF Yönetim Kurulunun Görevi, Görev Kavramının Hukuki ve Cezai Tanımı

Yukarıda altı çizilen eylemler madde başlığında açıkça işaret edildiği gibi, GÖREV tanımı altında dizilmiştir.

Maddede yazan görevlerden birini, sözgelimi “şike ve teşvik primi ile mücadele edilmesini” örneklemek gerekirse, burada sayılan şike eylemi ile ilgili yürütülecek faaliyetin bir hak veya bir takdir yetkisi olarak nitelendirilmediği açıktır. Madde başlığı burada sayılan eylemleri tek tek (tahdidi) saydığı gibi bir de GÖREV başlığı altında sıraladığına göre, bu madde emredici hüküm niteliğindedir ve mecburiyet içermektedir.

Bilindiği gibi “görev” kavramının hukuktaki karşılığı bir düzenlemede tarif edilen iş veya işler bütününün üstlenilmesi ve sorumluluğunun kabullenilmesidir.

Yine görev tanımı Ceza Hukukumuzda özel bir kategori altında yer almış olup, görev suçu kavramı altında terminolojide anlamını bulmuştur. Bu suç Ceza Hukukunda geniş bir uygulama ve yaptırım alanına sahiptir.

Görev kelimesi etimolojik olarak da bir kuralın uygulanması mecburiyetini getirir. Türk Dil Kurumuna göre görev: Yasa, kural ya da ahlakın yerine getirilmesini gerekli gördüğü yükümlülüktür.

Görev Suçu Kavramı

Hukukumuzda yazılı düzenleyici kaynaklarda tarifi yapılmış olmayan görev suçu tanımı doktrine göre "görevin verdiği yetkiler kullanılarak" işlenen suçlardır. Bu suç bir görevi görev tanımına uygun olmayan usullerle ifa etmek olarak işlenebileceği gibi, bilerek ve isteyerek o görevi ifa etmemek suretiyle de işlenebilir.

Görevi Kötüye Kullanma (Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanma) Suçu Kavramı

5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 257. maddesinin birinci fıkrasına göre görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olması ya da kişilere haksız kazanç sağlaması ile oluşan suçtur.

Burada kişilerin mağduriyetinden kastedilen sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranıştır.
II – SUÇ KONUSU EYLEMLER
1. Maddi Dayanak

Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi, görevi kötüye kullanma suçunu şu şekilde düzenlemiştir:

Madde 257 - (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

Suçun maddi unsurları şöyledir:

- Bir kamu görevlisinin,
- Görevi gereklerine aykırı hareket ederek / görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,
- Kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlaması.

Burada açıkça görüldüğü üzere suçun faili kamu görevlisidir. 3289 sayılı kanuna göre TFF görevlileri kamu görevlisi sayılırlar. Nitekim 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un “Bağımsız Spor Federasyonları” başlıklı Ek 9. maddesine göre:

Federasyon faaliyetlerinde görevli bulunanlar görevleriyle ilgili olarak işlemiş oldukları suçlar bakımından kamu görevlisi sayılır.

Bu itibarla dilekçemizde şikayete konu olan Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyeleri yukarıda arz edilen 257. maddenin faili konumundadırlar (suç eylemleri aşağıda izah edilecektir).

2. Şikayet Konusu Suç Eylemleri

a) Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyeleri, Türk Ceza Yasasının 257. maddesinde düzenlenen Görevi Kötüye Kullanma suçunu şu süreç içinde işlemişlerdir.

aa) 5894 Sayılı Kanun Çerçevesinde

Türkiye Futbol Federasyonu’nun görevi 5894 sayılı kanunla belirlenmiştir. Kanuna göre, TFF şike ve teşvikle mücadele etmelidir. Fakat TFF bu görevi bilerek ve isteyerek yapmamaktadır:

bb) FIFA ve UEFA Talimatları Gereğince

Keza Türkiye Futbol Federasyonu UEFA ve FIFA talimatlarını uygulamakla yükümlüdür.

2011 tarihli FIFA Disiplin Talimatının 69. maddesinde şike ve teşvike karışanlara yaptırım uygulanacağı açıkça belirtilmiştir. Uygulanacak yaptırımlar arasında zorunlu olanı, küme düşme yaptırımıdır. Zira 2011 tarihli UEFA Disiplin Talimatının 5. maddesinde, cezalandırılması gerekli fiiller arasında şike ve teşvik de açıkça sayılmıştır.

Aşağıdaki açıklamalarımızda görüleceği gibi bu bölümde belirttiğimiz kural ve yaptırımların TFF tarafından uygulanmayacağı açıktır. Tam tersine, 9 Eylül 2011 tarihli açıklaması ile TFF, ilgili yaptırımları sezon sonunda (2012 yılı Mayıs ayında) uygulayacağını belirtmiştir. Böylece Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu aslında görevini bilerek yapmadığı konusunda açık irade beyanında bulunmuştur.

Oysa Türkiye Futbol Federasyonu’nun disiplin kurallarını acilen uygulaması görevi gereğidir. Türkiye Futbol Federasyonu görevini kötüye kullanarak Anayasa’ya da aykırı davranmaktadır.

17 Mart 2011 tarihinde Anayasa’nın 59. maddesinde değişiklik yapılmıştır. Değişikliğe göre:

Spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabilir. Tahkim Kurulu kararları kesin olup bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamaz.”.

Bu değişikliği yapan 6214 sayılı kanunun genel gerekçesinde, durum şöyle ifade edilmiştir:

Esasen, tüm uluslararası spor dallarındaki ihtilaflarda süratli ve kesin bir şekilde çözüm yolu benimsenmiştir. Sporun kendine özgü yapısı, süratli biçimde yönetimini, yürütülmesini ve disiplin yargılamasını beraberinde getirmektedir. Bu hız, spor müsabakalarının oynanması için olmazsa olmaz şarttır. Gerçekten de belirli bir zaman diliminde oynanması zorunlu olan spor müsabakalarına ilişkin ihtilafların çok kısa bir sürede kesin ve nihai olarak karara bağlanamaması halinde, o turnuvanın (ligin veya organizasyonun) başarılı bir şekilde sonuçlandırılması mümkün değildir. Yargılamanın muhtaç olduğu süre dikkate alındığında klasik dava yöntemi, bu alanın ihtiyaçlarının ivedilikle sonuçlandırılması ilkesiyle bağdaşmaz.”.

Spor hukukunda disipliner uygulama esastır. Yani genel yargılama beklenmeden ortaya çıkan durum gereği idari tespitler yapılmalı ve yaptırımlar uygulanmalıdır. Bu, hak veya takdir değil, görevdir.

Maddenin gerekçesinde de şu görüşler de yer almaktadır:

Belirli bir zaman diliminde yapılması planlanan spor faaliyetlerine ilişkin ihtilafların çok kısa bir zaman sürecinde kesin ve nihai olarak karar bağlanmaması halinde, o faaliyetin başarılı bir şekilde sonuçlandırılması mümkün değildir.

Spor faaliyetlerinin kendine özgü ihtiyaçları, uzun zamana yayılan bir denetime müsaade etmemektedir. Bu ihtiyaçların çok kısa sürede çözüm gerektiren yapıları bu faaliyetlerle ilgili ihtilafların süratle ve kesin olarak sonuçlandırılmasını gerektirmektedir.

Anayasada yapılan bu değişiklikle sportif faaliyetlerin yönetilmesine ve disiplinine ilişkin ihtilafların süratle ve yargı denetimine tabi olmaksızın kesin olarak çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. Bu çerçevede ilgili kurulların müsabakalarla, kulüplerle, sporcularla ve sporla ilgili diğer kişiler hakkında verdikleri müsabakadan men, küme düşürme, ligden ihraç, ihraç, seyircisiz oynama ve puan tenzili gibi kararlarına karşı süratli ve kesin bir denetim yolu öngörülmektedir.”.

Yukarıda ifade edilen Anayasa değişikliği gerekçesinde görüldüğü üzere, disiplin yargılaması spor hukukunun zorunlu uygulamasıdır. Süratli disiplin yargılaması olmadan ve spor faaliyetlerine ilişkin ihtilafların kısa sürede kesin ve nihai karara bağlanmaması halinde, sportif faaliyetlerin yürütülmesi mümkün olmayacaktır.

Bu ifadeler Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yani Yasama Organının gerekçeleridir. Anayasa hukukuna göre maddi gerekçeler yasa maddesinden sayılırlar ve anayasa denetimine tabidirler. Bu sebeple gerekçe hükmü de tıpkı madde gibi Türkiye Futbol Federasyonu’nu açısından bağlayıcıdır.

Kısacası Federasyon disiplin yargılaması konusunda süratle davranmalı ve kesin sonuca ulaşmalıdır. Aksi halde kuruluş kanunu ile ve Anayasa ile çelişir.

Oysa Federasyon, kendi kuruluş kanunundaki görevlerini yerine getirmeyi ve Disiplin Talimatındaki kuralları uygulamayı sürüncemede bırakmıştır. TFF Yönetimi 09 Eylül 2011 tarihinde yaptığı açıklama ile bu kuralları yani uygulamayı sezon sonuna ertelediğini ilan etmiştir (bu süreç aşağıda açıklanmıştır). Erteleme gerekçesi olarak yasal bir dayanak gösterilmemiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu, haklarında yasal kovuşturma sürdürülen, ciddi suç şüphesi nedeniyle tutuklu olan ve iddianamenin kabulü ile haklarında kamu davası açılan sanıklar hakkında FIFA Disiplin Talimatını da uygulamayarak uluslar arası anlaşmalara aykırı davranmıştır.

Bunun yanı sıra FIFA’nın 1 Ağustos 2011’de yürürlüğe giren Disiplin Talimatım. 68/II’ye göre:

Futbol Federasyonları; kulüplerin yönetiminde veya federasyonda, böyle bir görevle bağdaşmayan bir fiilden dolayı hakkında adli takibat sürdürülen (özellikle doping, rüşvet, sahtecilik vs.) veya son 5 sene içinde hakkında cezai mahkumiyet kararı verilmiş olan şahısların görev almamasını sağlar.”.

Şike ve teşvik suçlarını işledikleri isnadı ile haklarında kamu davası açılmış olan şüpheliler, ciddi suç şüphesi nedeniyle aylardır tutuklu bulunmaktadırlar. Türkiye Futbol Federasyonu yönetim kurulu üyesi ve başkan vekili Göksel Gümüşdağ da yine aynı soruşturma kapsamında tutuksuz yargılananlar bulunmaktadır.

Yukarıda belirttiğimiz ve TFF’nin uygulamaya mecbur olduğu madde 1 Ağustos 2011’de yürürlüğe girmiştir.

Fakat, 1 Ağustos 2011 tarihinden bugüne kadar geçen sürede, haklarında kamu davası açılmış TFF yönetim kurulu üyelerine, futbol kulüp başkanlarına ve yöneticilerine FIFA Disiplin Talimatı uygulanmamıştır.

Bu şahıslar görevlerindedir ve ceza yargılaması açısından şüpheli konumunda olan bu şahıslar, görevlerinin ve konumlarının verdiği güç ile delilleri karartabilmekte gücüne sahiptirler.

cc) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Çerçevesinde

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın 2. maddesine göre Türkiye bir hukuk devletidir ve kurumlarla şahıslar yasa ve hukuki düzenlemelerle bağlıdır; keyfi ve kanuna aykırı uygulamalar kişiler eli ile getirilemez.

Türkiye Futbol Federasyonu savcılık tarafından iddianame ve somut delilleriyle birlikte ortaya gerçek bir şike vakası çıktığında, Anayasaya aykırı davranarak görevini yürütmeyi bırakmış ve suç işlemiştir.

dd) Türkiye Futbol Federasyonunun kendi Disiplin Talimatı Çerçevesinde

Türkiye Futbol Federasyonu’nun kendisinin düzenleyip uygulamakla yükümlü olduğu Disiplin Talimatında şike ve teşvike karışanlarla ilgili olarak ne yaptırımlar uygulanacağı belirtilmiştir. 58. maddeye göre:

“(1) Müsabakanın sonucunu hukuka veya spor ahlakına aykırı şekilde etkilemek veya buna teşebbüs etmek yasaktır. Bir futbolcuya veya kulübe teşvik pirimi verilmesi de bu kapsamdadır. (2) Bu hükmü ihlal eden kişiler, bir yıldan üç yıla kadar müsabakalardan men veya hak mahrumiyeti cezasıyla; kulüpler ise küme düşürme cezasıyla cezalandırılır. İhlalin ağırlığına göre küme düşürme cezasına ek olarak puan indirme cezası da verilebilir. (3) İhlalde sorumluluğu bulunan kişi veya kulüplere ayrıca para cezası verilir.

Kamuoyundan da takip edilmiştir ki Türkiye Futbol Federasyonu, kendi disiplin talimatını bilerek ve isteyerek uygulamamıştır. Uygulanmak üzere konulan kuralların, ilgili vaka meydana geldiğinde uygulanmaması veya ertelenmesi için baskı oluşturulması, direnç yaratılması, hukuka meydan okumaktır.

Türkiye Futbol Federasyonu, şike soruşturmasının başladığı günden bu yana süreklideğişen ve çelişen tutum izlemiştir. Yetkilerini kullanmayı ve görevini yapmayısürekli ertelemiş, kamuya ve şahıslara zarar vererek bazı kişilere haksızmenfaat sağlamıştır.

Türkiye Futbol Federasyonu 13 Temmuz 2011tarihindeTFF web sitesinden şu açıklamayı yapmıştır:

Başta UEFA ve FIFA olmak üzere, tüm kulüplerimiz ve kamuoyunca kabul gören duruşumuz karşısında, TFF'nin hareketsiz kalarak şaibenin ortadan kaldırılmasına yönelik herhangi bir adım atmadığı iddiası şaşırtıcı ve manidardır. Türk futbolunu yöneten en üst makam olan TFF'nin ortada bir haksızlık varsa gidermesi ve bunun için adımlar atması, en temel var olma sebebidir.

Böylece TFF, eline deliller ulaştığında hemen karar vereceğini açık şekilde belirtmiştir.

Yukarıdaki açıklamadan bir süre sonra deliller TFF’ye ulaşmış ve Etik Kurulunca rapor hazırlanmıştır. Fakat bu rapor kamuoyuyla paylaşılmamıştır.

15 Ağustos 2011 tarihinde TFF Başkanı’nca ve TFF web sitesinden yapılan açıklamadan şike ve teşvike karışanlarla ilgili olarak yine herhangi bir yaptırım uygulamamış, bu sefer de iddianamenin kabul edilmesini bekleyeceğini belirtmiştir.

Açıklamada iddianamenin kabul edilmesini müteakip derhal şüpheli kulüp ve kişilerin savunmaları alınacak, bu savunmalar ve tüm soruşturma evrakı incelenmek suretiyle, Etik Kurulu'ndan nihai rapor istenecek daha sonra da hukuka ve adalete uygun bir karar verilecektir” denilmiştir.

Aynı açıklamada ayrıca:

Federasyonumuz Yönetim Kurulunca bu aşamada karar verilmesi için gerekli delillerin tamamına erişilmeden ve savunma hakkının hukuka uygun bir biçimde kullanımına imkan tanınmadan, vicdani kanaate varılmasının mümkün olmadığı görülmüştür” denilmiştir. Böylece Federasyon Etik Kurulu kendisine sunulan 26 klasörü 15 gün incelemiş ama vicdani kanaate varamamıştır. Bu açıklamadan sonra UEFA disiplin müfettişi Pierre Cornu Türkiye’ye gelmiştir. Cornu, Federasyon görevlileri ve yetkili savcı ile görüşmeler yapmıştır.

23 Ağustos 2011 tarihinde UEFA, Pierre Cornu’nun yazdığı raporunu esas alarak bir karar vermiş ve Fenerbahçe Spor Kulübü'nü Şampiyonlar Ligi’nden men ederek yerine Trabzonspor Kulübünü almıştır.

Federasyonun 26 klasörü 15 gün inceleyerek varamadığı kanaate, UEFA disiplin müfettişi 2 günde ulaşmıştır.

UEFA bu kararını, Şampiyonlar Ligi Talimatnamesinin 2/V maddesine dayanarak vermiştir. Maddeye göre:

Eğer UEFA tarafından elde edilen maddi vakıalar ve bilgiler dahilinde; UEFA Statüsünün 50(3) maddesinin yürürlüğe girdiği 27 Nisan 2007’den bu yana bir kulübün doğrudan ve/veya dolaylı olarak ulusal ve uluslararası düzeyde bir maçın sonucunu belirlemek veya etkilemek amacıyla bir faaliyete giriştiği konusunda tatmin olursa, UEFA o kulübü, turnuvaya katılmaktan meneder.”.

Görüldüğü gibi UEFA Spor Hukukunun esası olan kuvvetli şüphe halini, yaptırım için yeterli saymaktadır.

Keza UEFA, Fenerbahçe Spor Kulübünün, maçların sonucunu etkilemek için şike eylemine giriştiği konusunda tatmin olmuş ve doğrudan yaptırım uygulamıştır. Böylece Fenerbahçe Spor Kulübü'nü Avrupa Şampiyonlar Ligi’ne dahil etmeme konusunda karar vermiştir.

Dolayısı ile 23 Ağustos 2011 tarihi itibariyle, şike ve teşvik iddiaları ve bunların futbola etkileri hakkında iki yaklaşım mevcuttur.

UEFA’ya göre Fenerbahçe şike ve/veya teşvike karışmıştır.

Türkiye Futbol Federasyonu ise karar vermemiştir ve TFF’ye göre halihazırda ortada bir şike eylemi yoktur.

Bu bağlamda TFF’nin üyesi olduğu ve kurallarını uygulamak zorunda olduğu UEFA şike konusunda somut bir tespitte bulunmuş ve kendi disiplin kurullarında kesin hükme varmıştır.

Türkiye Futbol Federasyonunun bu kesin hükümle çelişen bir karar tesis etmesi hukuken mümkün değildir. Diğer bir deyişle aynı kulüp hakkında aynı delillerle hareket eden, aynı kuralları uygulayan UEFA ve TFF’nin farklı kararlara ulaşması düşünülemez. Bu itibarla şike eylemine karışan Fenerbahçe Spor Kulübü'nün,Türkiye Futbol Federasyonu Disiplin Talimatının 58. maddesi gereği küme düşürülmesi gerekecektir.

Buna karşılık Türkiye Futbol Federasyonu 15 Ağustos tarihli açıklamasında, şike soruşturması ile ilgili kararı iddianame kabul edildikten sonra, yani sezon başladıktan sonra alacağını bildirmiştir. Bunun pratik sonucu Fenerbahçe Spor Kulübü'nün 2011-2012 sezonunda küme düşürüleceği ancak bir alt ligde oynamaya ancak bir sezon sonra yani 2012-2013 sezonunda başlayabilecek olmasıdır. Bunun sonucunda Fenerbahçe Spor Kulübünün de şike soruşturması sonucunda büyük maddi kayıplara uğrayacağı açıktır.

25 Ağustos 2011 tarihinde daha da ilginç bir gelişme olmuştur. Fenerbahçe yöneticileri, TFF yetkilileri ile görüşerek, “sezon başlamadan önce Fenerbahçe’nin tedbirli olarak küme düşürülmesini” talep etmişlerdir.

Fakat şekilsel şartlar sağlanamadığından küme düşme gerçekleştirilememiştir (bu başvurunun işleme alınması için kulüp olağanüstü genel kurulunda kararalınarak TFF’ye yazılı başvurulmalıydı. Fenerbahçe Spor Kulübü olağanüstü genel kurulu toplayarak karar alamamış ve yazılı başvuru yapılamamıştır. Yazılı başvuru yapılsa da talep üzerine küme düşürülmesi TFF talimatlarına aykırı olduğundan bu işlem mümkün değildir). Ancak bu da Fenerbahçe Spor Kulübü tüzel kişiliği tahtında şike eyleminin üstü kapalı kabulü anlamına gelmektedir.

9 Eylül 2011 tarihinde yani Süper Lig’de yeni sezon başlamadan bir gün önce; yukarıdaki gelişmeler ışığında muhtemelen şike ve teşvike karışanlarla ilgili Disiplin Talimatındaki kararların verilmesini hukuki nedenlerle engelleyemeyeceğini anlayan Türkiye Futbol Federasyonu, 15 Ağustos’taki kararını, bu sefer bir hukuki gerekçe göstermeden ortadan kaldırmış ve yeni bir karar açıklamıştır.


Buna göre: “ (…) sürmekte olan hukuki süreç ardından ortaya çıkacak sonuca ait kararı, 2011-2012 futbol sezonunun sonunda alınmasına karar verilmiştir”.

Belirttiğimiz gibi, ciddi hukuk metinleri gerekçe gösterilerek verilen 15 Ağustos 2011 tarihli kararla çelişen, onu ortadan kaldıran, çok ciddi hukuki ve finansal sonuçları olan 9 Eylül 2011 tarihli kararın açıklamasında hiçbir hukuki gerekçe bulunmamaktadır. Kararın içeriği şu şekildedir:

Bu ülkenin en değerli spor ürünü, tartışmasız Spor Toto Süper Lig'dir. Ligimiz, 9 ay boyunca ülkenin gündeminde yer alan en önemli sosyal olgulardan biri, halkımızın en önemli eğlence kaynağıdır. Böylesi uzun bir süreye yayılarak yaşanan toplumsal bir olgunun, üzerinde soru işaretleri ve algı karmaşası ile sürdürülmesi mümkün değildir. Geçmişe dönük sorunlarla ilgili geçilmesi gereken hukuki süreçler ve bu sürede oluşacak spekülasyon ortamının, ülkenin en değerli içeriğine zarar vermesi kaçınılmazdır. Tüm bu rasyoneller ışığında, Federasyonumuz sürmekte olan hukuki süreç ardından ortaya çıkacak sonuca ait kararı, 2011 - 2012 futbol sezonunun sonunda almaya karar vermiştir. Dolayısıyla, ülkemizin en değerli spor ürünü olan Spor Toto Süper Lig, en ufak bir tartışmaya ve probleme mahal vermeksizin en son etabına kadar, tüm takımlarımızın katılımı ile oynanarak sonuçlandırılacaktır.

Spor disiplin yargılamasının süratle yapılıp neticelendirilmesinin önemi ve gereğinin Anayasal düzeyde ifade edildiğini daha önce belirttik. Süratli karar verme Yasama Organımız TBMM’ye göre o derece önemlidir ki, bu “sporun olmazsa olmaz şartı” olarak metinde ifade edilmiştir.

Buna karşılık TFF’nin spor hukukundan ve spor hukuku muhakemesinden anladığı bambaşka bir şeydir ve o anladığı her ne ise, ulusal hem de uluslararası kurallarla Türk Devletinin akdettiği sözleşmelere aykırıdır.

Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’na göre, bir konu halkın eğlence kaynağı ise o konuda hukukun ve kuralların uygulanmaması ya da uygulanmasının ertelenmesi yoluna gidilebilmelidir. Böylece halkın sevdiği bir komedi yıldızının adam öldürmesi halinde ona verilecek bir ceza ertelenebilir, büyük bir sirk gösterisi yasal olmayan bir alanda ruhsatsız yapılabilir, halkı eğlendiren bir televizyon dizisinde suç işlenebilir, velhasıl halkı eğlendirdiği gerekçesi ise oluşan her suçun yargılaması ileriye bırakılabilir.

Bu anlamda Türkiye Futbol Federasyonu Yönetimi (şüpheliler) bir görevi kasten yapmamak gerekçesini son derece afaki bir anlayışa dayandırmışlardır ki bu da “halkın eğlencesi” olgusudur.

Diğer taraftan bugün için futbol oyunu, taraftarlar arasında nefretin arttığı, insanların futbol oyunundan fazla suç eylemlerini tartıştığı bir bataklığa dönüşmüştür. Korku ve tedhiş öylesine büyümüştür ki futbol liginin ilk yarışında 4 büyük takımın birbirleriyle olan maçlarına deplasman taraftarı alınmamasına karar verilmiştir.

3. Suçun Maddi Unsurları

Netice olarak Türk Ceza Yasasının 257. maddesinde tarif edilen zarar hem kamusal olarak hem kişiler nezdinde (buna Fenerbahçe, Galatasaray, Trabzonspor, Beşiktaş, Bursaspor Kulübü tüzel Kişilikleri, diğer futbol kulüpleri, bu kulüplerin hissedarları oldukları ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına koteli şirketleri, bunların yatırımcıları, futbol izleyicileri, tribün taraftarları ve sıradan Türk vatandaşları dahildir).

Kısacası Türk Ceza Yasasının 257. maddesinde belirtilen zarar doğmuştur.Türkiye Futbol Federasyonu’nun disiplin yargılamasını yapmaması hem kişileri mağdur etmiş, hem kamuya zarar vermiş, hem de bazı kişilere haksız menfaat sağlamıştır:

a) Görevi kötüye kullanma seçimlik neticeli bir suçtur. Kişileri mağdur etme, kamuyu zarara uğratma veya bazı kişilere haksız menfaat sağlama şeklinde birden fazla netice vardır. Bu neticelerden birinin meydana gelmesi ile suç oluşur (kaldı ki Türkiye Futbol Federasyonu’nun eylemleri bu üç neticeyi de sağlamıştır).

b) TFF kişileri maddi ve manevi olarak mağdur etmiştir:

Ceza Kanunu’nun uygulaması açısından kişi hem gerçek kişi hem tüzel kişidir[1]. Mağduriyet ise maddi veya manevi olabilir. Bu durum hem madde 257 gerekçesinde, hem de Yargıtay kararlarında ifade edilmiştir. Ceza Yasamızın 257. maddesi gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere:

Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 06.12.2005 tarih ve 110/159 sayılı kararında mağduriyetin gerekçede olduğugibi ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmadığını şu şekilde ifade etmiştir:

“Mağduriyet kavramı, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp, bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade eder”.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun, şike ve teşvikle ilgilivermesi gereken kararı vermeyerek görevini kötüye kullanması birçok kulübü ve şahsı mağdur etmiştir.

Geçtiğimiz sezona ilişkin şampiyonluğun, şike ve teşvik nedeniyle el değiştirmesi sonucu milyonlarca Euro tutarındaki maddi menfaat el değiştirecektir.

Ligi şampiyon olarak bitirene verilen maddi ödül yanında, reklam ve sponsorluk gelirlerindeki büyük artış şampiyonluğa bağlıdır. Şampiyonluğun el değiştirmesi durumunda verilmesi gereken kulüp, milyonlarca Euro maddi menfaatten TFF’nin karar vermemesi nedeniyle yararlanamamaktadır.

TFF, 9 Eylül’deki açıklamasıyla kararını sezon sonuna bıraktığını açıklamıştır, bu 9 aylık bir erteleme anlamına gelmektedir. Şampiyonluğa bağlı maddi menfaatlerin 9 ay bankada değerlendirilmesi bir kulübe milyonlarca lira gelir; şikeye karışmış bir kulübe milyonlarca lira haksız menfaat sağlayacaktır.

Bu miktarlarla takıma alınacak yeni oyuncular veya yokluğunda takıma yapılamayacak takviyeler futbol takımının geleceği, kazanacağı başarılar ve dolayısıyla yeni maddi menfaatler açısından belirleyicidir.

Bu mağduriyet yukarıda belirtildiği üzere maddi olduğu kadar manevidir. Futbol kulüpleri, mücadelelerinin sonunda şampiyonluğa ulaşmayı hedeflerler. Sayıları milyonları bulan taraftarları bu sonuçla birçok duyguyu paylaşır. Şike ve teşvik nedeniyle şampiyonluğun el değiştirmesi durumunda, farklı bir kulüp ve onun milyonlarca taraftarı mutlu olacaktır. Şüpheliler, şike soruşturmasını aylardır karara bağlamayarak şampiyon olacak kulübü ve taraftarlarını halen mağdur etmektedir.

Şampiyonluğun el değiştirmemesi durumunda da vahim bir sonuç mevcuttur. Zira, şike ve teşvike ilişkin olarak medyaya çıkan deliller nedeniyle Fenerbahçe Spor Kulübü manevi kişiliği ve taraftarı (böyle bir hadise gerçekleşmemişse) kulübün aklanmasına ihtiyaç duymaktadır.

Fenerbahçe kulübü web sitesinden açıklama yaparak ve Fenerbahçe taraftarı mitingler, yürüyüşler ve gösteriler düzenleyerek tepkisini dile getirmektedir. Eski futbolcuları ve yöneticileri televizyon kanallarında milyonlarca izleyicinin önünde tepki vermektedir. Türkiye Futbol Federasyonu görevini yerine getirerek derhal karar vermeli, şike meydana gelmediyse, Fenerbahçe Spor Kulübü’nü derhal aklamalıdır. Böylece hem kulübün hem taraftarlarının manevi acısı sona erecektir.

Şikeye karıştığı öne sürülen kulüplerle ilgili Disiplin Talimatındaki yaptırımların uygulanması ihtimalinde küme düşürülmesi gereken futbol takımı veya takımları lehine büyük maddi menfaatler doğmaktadır.

Süper Lig futbol takımları her galibiyet için 750.000TL, beraberlik için 375.000TL ödül almaktadırlar. Geçen sezonda şike ve teşvike karışmaları nedeniyle bazı takımların Disiplin Talimatı uyarınca Süper Lig’den düşürülmeleri durumunda bu takımlar, bu ödüllerden mahrum kalacaklardır.

Türkiye Futbol Federasyonunun, Disiplin Talimatı’nın 58. maddesine göre karar vermesi durumunda sezon başından beri bu gelirler edinilemeyecek idi. Şimdi milyonlarcaTürk Lirasına varan bu gelirler, haksız olarak belli bazı kulüplere gitmiştir.

Bunun yanında, geçtiğimiz sezonki şampiyonluk derecesinin şike ve teşvikle kazanıldığının TFF kararıyla tespiti durumunda, sezon sonu şampiyonluğu için verilen maddi ödül de el değiştirecektir. Zira TFF Disiplin Talimatının 36. maddesine göre ödüllerin iadesi gereklidir. Fakat, TFF bu güne kadar karar vermeyerek şike ve teşvikle haksız olarak şampiyon olan kulübün, şampiyonluk dolayısı ile verilen maddi menfaatten ve onun bankalarda oluşacak nemalarından, bugüne kadar haksız yararlanmasına imkan sağlamıştır.

Şike ve teşvikle de olsa, bir takımın şampiyon olması ve Süper Lig’de mücadele etmeye devam etmesi, onun kulübüne borsada da büyük kazançlar sağlamaktadır. Şike ve teşvik nedeniyle Disiplin Talimatına göre bir kulübün küme düşürülmemesi ve Süper Lig’de mücadeleye devamı halinde, Borsada kulübün hisse senetleri değer kazanmaktadır. TFF’nin, yaptırımları uygulamamasının ardından Fenerbahçe hisse senetlerindeki değer artışı, bu açıdan ele alınmalıdır. Futboldaki spekülasyon, borsada da haksız kazanca neden olmaktadır.

TFF kamuya zarar vermiştir:

Zarara uğraması gereken kamu; lügat olarak; halk, toplum, amme, toplumu temsil eden ya da bütün toplumla ilgili anlamlarına gelmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 06.12.2005 tarih ve 110/159 sayılı kararında kamuzararını şu şekilde tanımlamıştır:

“Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde ekonomik bir zarar olduğu vurgulanan anılan kararla ilgili olarak yasal düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Mali Kontrol Yasası’nın 71. maddesinde ise; “mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya işlem sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı her somut olayda hakim tarafından iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir şekilde saptanması anlamında olmayıp, miktarı saptanmasa dahi işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması halinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir.”.

Kamu zararının miktarının tam olarak tespiti, yani ortaya tam ve kesin bir rakam konulması zorunlu değildir. Zararın varlığının ispatlanması yeterlidir[2].

Türkiye Futbol Federasyonunun karar sürecini ertelemesi, futbol izleyicisinde büyük tepkiye neden olmuştur.

Taraftarlar kampanyalar düzenleyerek büyük kitleler halinde Digitürk üyeliklerini iptal ettirmişlerdir.

Digitürk’ün 18 Aralık 2011 tarihli açıklamasına göre, zararı 100 milyon ABD Doları’dır. Bu zararın % 20 oranındaki kurumlar vergisi dahi basitçe 20 milyon ABD Dolarıdır. Yani devletimizin Vergi İdaresi, 20 milyon ABD Doları vergi gelirinden Türkiye Futbol Federasyonunun görevi kötüye kullanması ile mahrum kalmıştır.

Türkiye Futbol Federasyonunun şike ile ilgili kararı verse idi, Fenerbahçe’nin aklanması durumunda zaten şikenin gerçekleşmediği kanıtlanacağından Digitürk’ün zararı ve devletin vergi kaybı oluşmayacaktı.

Fenerbahçe’nin şike ve teşvik nedeniyle küme düşürülmesi durumunda ise devletin Digitürk’ten alacağı vergi azalsa bile bir alt lig yayınlarından alacağı reklam ve diğer gelirlerin artmasıyla bu durum eşitlenecek, zarar oluşmayacaktı. Hatta, bir alt ligin yayın hakkının devlet kanalı olan TRT’de bulunması nedeniyle belki devletin gelirlerinde Digitürk’ün yayın yapması durumuna oranla büyük artış olabilecekti.

Tüm bunlara ek olarak, TFF şike ve teşvikle ilgili karar vermeyerek, seyircinin tepkisini play-off düzenlemesi yoluyla azaltma yoluna gitmiştir.Ama, play-off düzenlemesi nedeniyle, sıkıştırılan maç programları, maçların haftada 2 kez oynanmasına ve 6 gün maç yayın olmasına neden olmuştur. Bu durumda futbol kirlenmiş, seyir zevki bulanıklaşmış, izleyici sayısı düşmüş ve devlet bir gelirinden daha mahrum bırakılmıştır.

Futbol piyasasında kamu düzenini tesis etmekle yükümlü bulunan TFF’nin yaptığı uygulamalar, sonuç olarak bu piyasadaki güven ve adalet unsurlarını ortadan kaldırmıştır. Bu unsurlar, telafisi güç kurumlardır. Bir kez zarar gördüklerinde, onarılmaları uzun yıllar almaktadır. Dolayısı ile, halen katlanarak büyüyen kamu zararı, ileride de oluşmaya devam edecektir.

Ayrıca Türkiye Futbol Federasyonunun yaptığı keyfi uygulama ile kamu görevinin yerine getirilmesindeki disiplin bozulmuş; görevler zamanında yerine getirilmemiş; dolayısı ile kulüpler, futbolcular, teknik personel ve taraftarların beklediği genel yarar sekteye uğramıştır. Zira:

Maddedeki fiillerin suç olarak nitelendirilmesiyle korunan hukuki yarar, kamu görevinin yerine getirilmesinde disiplin tesis etmek, bu görevin hiç veya zamanında yerine getirilmemesi sebebiyle bundan umulan ve beklenen genel yararın sekteye uğramadan elde olunmasını, ayrıca kamu görevinde disiplinin geçerli olmasını sağlamak ve suretle kamu idaresinin zarar görmesini önlemektir.[3]”.

Sürecin gelişiminde, meydana gelen olayların unutturularak kuralların değiştirilmek istendiği açıktır. Şike ve teşvike karışan kulüplerin cezasını affetme ya da kaldırma yolunda bu ertelemeler yapılırken, şike ve teşvikin mağduru kulüplerin ve kamunun zararını kimse sorgulamamaktadır. Kendilerini değiştirmek yerine hukuk kurallarını değiştirmeyi adet haline getirmek hukuku parçalamaktır.

Örneğin, Disiplin Talimatındaki küme düşme cezasının uygulanması Federasyonca ertelenmekte, bir süre sonra da küme düşmesi muhtemel takımların yöneticilerince bu cezanın kaldırılması gündeme getirilmekte ve kamuoyu baskısı yaratılmaktadır. Bu durum TFF Yönetim Kurulu’nun 26 Aralık 2012 tarihli toplantısında aldığı kararla da ilan edilmiştir.

Bahsi geçen karar uyarınca: “Toplantıda; haklarında şike veteşvik primi iddiası bulunan kulüplere uygulanması muhtemel yaptırımların değiştirilip değiştirilmemesinin görüşülmesi ve karara bağlanması için,TFF'nin en yetkili karar organı olan Genel Kurulu'nun olağanüstü olarak çağrılmasına karar verildi.

Görüldüğü üzere, Türkiye Futbol Federasyonu görevini kötüye kullandığını artık kendiliğinden ilan etmektedir. Zira, Türkiye Futbol Federasyonunu Yönetim Kurulu kendi hazırlayıp yürürlüğe koyduğu, uygulamaya mecbur olduğu Disiplin Talimatını uygulayıp uygulamayacağını ve değiştirilip değiştirilmeyeceğini de Genel Kurul’a sormaktadır. Halbuki Genel Kurulun kural koyma ve kural kaldırma yetkisi yoktur.

Türkiye Futbol Federasyonu, yukarıda ayrıntılarıyla ifade ettiğimiz üzere, bu süreç boyunca yaptıkları kadar yapmadıklarıyla da tarihe geçmiştir. Yapılanlar ve yapılmayanlar, Türk Futbolundaki yapılanmanın adaletin uygulanmasını kabul etmeye henüz hazır olmadığını göstermiştir. Yapılanlar ve yapılmayanlar, adaleti ve kuralları uygulamak yerine her ne pahasına olursa olsun bu kuralları uygulamamayı tercih edenlerin Türk futboluna maddi ve manevi olarak; dün, bugün ve maalesef yarın da ne derece zarar verdiklerini göstermiştir ve gösterecektir.

26 Kasım 2011 tarihinde TBMMGaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yazdığımektupta şu satırlar geçmektedir:

Açıkça belirtmeliyim ki, Meclisolarak spordaki Ergenekon’a, İstanbul dukalığına ve spor mafyasına yenikdüştük. Bir milletvekili olarak tüm Türkiye’den özür diliyorum.

Ne kadar acıdır ki, sporda mafyalaşma olduğu, spor mafyasının TBMM’den bile kuvvetli olduğu ve millet iradesinin spor mafyasına yenik düştüğü, bir milletvekili tarafından yazılı olarak ifade edilmektedir. 3 Temmuz’dan beri görevini yerine getirmeyen kurumların durumu da bu çerçevede değerlendirilmek gerekmektedir.

Dolayısı ile durum artık, Cumhuriyet’in temeli olan adaleti tesis etmekle görevli olan kıymetli Cumhuriyet Savcılarının görev alanına girmiştir.

Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi, tüm kişi ve kurumların hukuk kurallarıyla bağlı olduğunu ifade eder. Bu anlamda, hukuk kurallarını uygulamakla yükümlü kurumların keyfi davranma hakkı yoktur.

Şike ve teşvike karışanların menfaatleri farklı olsa da, Anayasa gerekçesinde belirtildiği üzere, sporun menfaati, kuralların süratle uygulanmasındadır. Bu anlamda, Türkiye Futbol Federasyonunu kendisine kanunla yüklenen görevleri yerine getirmemiş, FIFA, UEFA Talimatnameleri ile kendi Disiplin Talimatındaki kuralları uygulamamış; kişilere ve kamuya zarar vermiş; bazı şahıslara haksız menfaat sağlamış ve sağlamayı sürdürmektedir. Paraya karşı emeğin mücadelesini verenler haksızlığa uğramış, mağdur edilmiştir.

SONUÇ VE İSTEM:

Yukarıda açıkladığımız ve Sayın Savcılığınızca resen dikkate alınacak diğer sebeplerle:

· Şüpheliler Türkiye Futbol Federasyonunu Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında kovuşturma başlatılarak, başta Türk Ceza Yasamızda tertip edilen Görevi Kötüye Kullanma Suçu Çerçevesinde ve yine Savcılık makamınca değerlendirilecek diğer sebepler ve olgular tahtında cezalandırılmalarına karar verilmesini saygıyla arz eder ve dilerim."

Kaynak : Medyaspor

Savcılığa şikayette bulunanların yaptıklarına imzamı atarım. Kendilerine de tüm ahlakı önde tutan ve adalet isteyen sporseverler adına teşekkür ederim.


 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Online Project management